Ana sayfa

Favorilerinize ekleyin

Açılış sayfanız yapın

Kapsam

İşsizlik Fonu

İletişim      

Kategoriler
  - ABD (34)
  - Atatürk (33)
  - Askeriye (11)
  - Aşk & Sevgi (107)
  - Avrupa Birliği (4)
  - Demokrasi (17)
  - Eğitim (37)
  - Eğlence (16)
  - Emekli (8)
  - Fıkralar (75)
  - Genel (82)
  - Hikayeler (104)
  - Web Sitenizi Tanıtın (4)
  - İtiraf ediyorum (7)
  - İslam dünyası (30)
  - İşçi (4)
  - İş arayan (7)
  - İş veren (17)
  - Memur (1)
  - Müzik (24)
  - Moda (9)
  - Sanat (12)
  - Sağlık (89)
  - Siyaset (45)
  - Siyasi Partiler (14)
  - Spor (28)
  - Şiir (159)
  - Şikayet Ediyorum (6)
  - Tarih (79)
  - Televizyon (11)
  - Terör (5)
  - Teknoloji dünyası (15)
  - Turizm (5)
  - Tüketici (9)
  - Üretici (5)
  - Yeteneğiniz var mı? (1)
  - İşsizlik Sigortası (2)

Arama
Aranacak keilmeyi giriniz



En Çok Okunan 10
  - demokrasi nedir (5806)
  - Atatürk'ün Vatan Sevgisi Ve Milli Mücadele Anlayışı (1716)
  - 5D Turkguard alarm sistemleri (1549)
  - Hayat Televizyonu (1221)
  - Sanatçı kime denir, kimdir Sanatçı? (942)
  - Fuzuli'nin Hayatı (773)
  - SİTENİZİ TANITIN (772)
  - SAİT FAİK ABASIYANIK hayatı eserleri (734)
  - VİDEO (678)
  - Avrupa Birliğinde 301 endişesi (664)

En Son Eklenen 10
  - İşsizlik Sigortası (156)
  - İşsizlik Sigortası (74)
  - Sana İnat Yaşayacağım Bu Hayatı (50)
  - Aşık Olmadan Önce Düşün (58)
  - Sesli Şiir - Anladım (48)
  - [Video] Matrix Karate (60)
  - of of (63)
  - neden bizi sömürüyorsunuz (58)
  - Annem (62)
  - KANSER İLACI-- İHTİYACI OLAN BİRİ OLABİLİR (64)

Linkler
  - TC Kimlik numaranızı öğrenin
  - TC Vergi numaranızı öğrenin
  - Taşıt verginizi öğrenin
  - Emniyet Hizmetleri
  - Ticaret Bankası
  - Bilgi Deposu
  - Google
  - Herbalizm
  - Bitkisel uzman
  - Doktor herbalist

Günlük Burç
    GÜNLÜK  GAZETELER

 


 
Bu 24'ten Kaçın
Ve dahi hadiste şöyle gelmiştir: Peygamberimiz aleyhi's-salâtü ve's-selâm buyurmuş ki: "İnsana yoksulluk yirmi dört şeyden hasıl olur:

1. Ayakta bevl etmek (işemek),

2. Cünüp iken taam etmek (yemek),

3. Ekmek ufağın(ı) hor tutup basmak,

4. Soğan ve sarımsak kabuğun(u) ateşe yakmak,


5. Alimlerin önünce yürümek,

6. Atasına ve anasına adıyla çağırmak,

7. Rast geldiği ağaç ve süpürge çöpüyle dişin(i) kurcalamak,

8. Elin(i) balçık yumak,

9. Eşik üzerine oturmak,

10. Bevl ettiği (işediği) yerde abdest almak,



 

 
İzafiyet Teorisi
İzafiyet Teorisi
İZAFİYET TEORİSİ
Einstein ismiyle özdeşleşen “İzafiyet Teorisi” zaman hakkındaki algımızı kökünden değiştirdi. Zaman; kütle ve hıza bağlı olarak değişiyordu. Eğer bir kişi ışık hızına yakın bir hızla hareket ederse onun için zamanın daha yavaş geçeği matematiksel hesaplarla ortaya kondu. Einstein’ın teorik olarak ortaya koyduğu bu gerçek, deneysel olarak da ispatlandı.
RESİM-14
Bu deneyi İngiliz Ulusal Fizik Enstitüsü yapmıştır. Araştırmacı John Laverty zamanı mükemmele yakın bir şekilde doğru gösteren (300 bin yılda sadece 1 saniye hata yapan) iki saati senkronize etti. Saatlerden biri Londra’daki laboratuarda tutuldu, diğeri ise Londra’dan Çin’e gidip gelen bir uçağa kondu. Uçak yüksekten uçtuğu için, Dünya’daki çekim gücünden daha düşük bir çekimde hareket etmektedir. Deney sonucunda iki saat arasında fark oluştuğu görüldü. Bu da bizlere zamanın izafiyetinin deneysel ispatı oldu.


 

 
Allah’ın Katında Gün
Allah’ın katında gün
Allah’ın katında bir günü dünyadaki kaç güne eşittir?

Herhalde ayetler okunurken sadece rakamlara odaklanıldıgından ve rakamlar arasında bir fark bulunduğundan bir çelişki varmış gibi gözüküyor. Oysa ayetler dikkatli okunursa ortada bir çelişki yoktur. Çünkü ayetlerde anlatılan zamanların dışında olaylar da farklıdır. Olaylar farklı olduğu için, zamanların farklı olması son derece doğaldır. Şimdi bu ayetleri bir daha dikkatli bir şekilde okuyalım:

Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (22 Hac Suresi - 47)

Burada Allah katında bir günün insanların saymakta olduğu bin yıl gibi olduğu bildiriliyor. İkinci ayet şöyle:

Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O’na yükselir. (32 Secde Suresi - 5)

Burada bildirilen ise işlerin bizim saymakta olduğumuz bin yıl süreli bir günde Allah’a yükseleceğidir. Burada dikkat edilecek nokta olaya konu olan şeyin “iş”ler olduğudur. Yani yükseldiği söylenen “iş”lerdir.Üçüncü ayet ise şöyle:

Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. (70 Mearic Suresi - 4)

Burada ise “meleklerin ve ruhun” ona elli bin yıl süreli bir günde çıkabildiği bildirilmektedir. Şimdi önceki ayette dikkat ederseniz yükselen “iş”lerdir. Bunlar bin yıl olan bir günde çıkarlar. Son ayette bahse konu olan ise yükselme işini yapanlar ise “melekler ve ruhtur”. Yani iki farklı sürenin söz konusu olması iki farklı nesneden kaynaklanır. Birincisinde yükselen “iş”lerdir. İkincisinde ise “melekler” ve “ruh”tur.

Burada şunu sorabilirsiniz, bizim için bir gün nasıl işler için bin yıl ve melekler için 50 bin yıl sürer? Burada da zamanın izafi olmasıyla ilgili bir gerçek saklıdır.


 

 
Ahlak’ın Kökeni, Evliliğin Sınırları Ve Adem’in Çocukları Sorunu
Ahlak’ın Kökeni, Evliliğin Sınırları ve Adem’in Çocukları Sorunu
Ateist forumlarda evlilik kavramından yola çıkarak İslam’a yönelik bazı eleştirilerde bulunulmaya çalışılmaktadır. Bu başlıkta özellikle Peygamberin Hz. Zeynep ile yaptıgı evlilik gündeme getirilmektedir. Bunun dışında Adem’in çocuklarının nasıl evlendiği konusu da ayrı bir tartışma oluşturmaktadır. Bu tartışmalar girmeden önce konuya en başından başlansa konu daha anlaşılır olacağını düşünüyorum.

Ahlak’ın ve Evlilik Kurumunun Kökeni

Bu eleştirilerin temelinde toplumda var olan ahlaki kavramların kullanıldıgı açıktır. Ahlak kelimesi Arapça “Haleke” yaratmak kelimesinden gelmektedir. “Yaratılışına uygun yaşamak” anlamına gelmektedir.

Kelimenin anlamında da anlaşılabileceği bu din kökenli bir kelimedir. Ahlakın çıkışı da referansı da dindir. Gerçekten de eğer bir toplumdan dini değerleri kaldırır iseniz ahlaki değerler de ortadan kalmış olur. Temel olarak evlilik kurumu da bunun içindedir. Kimlerinin kiminle evlenebileceği yada evlenemeyeceği dinin koyduğu hükümlerle belirlenmiştir. Bu hükümler daha sonra toplumun örfüne dahil olmuş ve benimsenmiştir.

Ateist eleştirilere dönersek, bir ateist dini bir kavramı kullanarak yine dine eleştiri getirmektedir. Dini kabul etmemesine rağmen aldıgı referans dinin kendi kurallarıdır. Bu kendi için de bir çelişki oluşturmaktır.

Eğer dini ortadan kaldırırsak evlilik ve bunun kuralları da ortadan kalkmış olur. Örneğin Hz. Muhammet kendi evlatlıgının boşanmış olan eşiyle daha sonradan evlenmişse, bunu dinin kendisine verdiği sınırlar içinde yapmıştır. Ateistler bu evliliği eleştirirken işte dinin verdiği bu sınırları bilmeden eleştiri yapmaktadır. Peygamberin yaptıgı bu evliliği eleştirirken aslında kendileri için evliliğin ne anlama geldiğin bilmemektedir.
Evlilik yukarıda da izah etmeye çalıştıgım gibi dini bir kurumdur. Eğer dini referans almazsanız, dini kurumları dolayısıyla evlilik kurumu da ortadan kaldırılmış olur. Ateistler peygamberin evliliğine eleştiri getirirken bilmeden toplumdan öğrendikleri dini kavramları kullanarak eleştirdiklerinin farkında değillerdir.


 

 
Allah şirki Bağışlar Mı
Şirk koşanların durumuyla ilgili ayetlerde bir çelişki olduğu iddiası vardır. Fakat yine burada da ayetlerin akışı kesilerek belli kısımları alınıp farklı şekilde yorumlandırmaya çalışılmaktadır. Ayetler konu akışıyla okunduğunda ise durumun farklı olduğu anlaşılacaktır. Ayetler şöyledir.

Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır. (4 Nisa Suresi – 116)

Kitap Ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa’dan bundan daha büyügünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: “Bize Allah’ı açıkça göster.” Böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı. Ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, buzağıyı (ilah) edinmişlerdi. Yine bundan dolayı onları affettik ve Musa’ya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik. (4 Nisa Suresi – 153)

Nisa suresi 116. ayette şirk koşanların bağışlanmayacağı açıklanırken 153. ayette ise buzağıya taparak şirk koşan Yahudilerin bağışlandıgından söz edilir. Bu çelişki gibi gösterilmeye çalışılsa da 116. ayette farklı bir durumdan bahsedilir. Şimdi bu ayete bir öncekiyle beraber bakalım:

Kim kendisine ‘dosdoğru yol’ apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü’minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndügü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!.. (4 Nisa Suresi – 115)

 

 
Ahirette Insanların Konuşması
Ahirette insanların konuşması
Ahirette insanların aralarında konuşma olacak mı?

Bu konudaki iddia ile ilgili ayetler okunduğunda, durum açıkça anlaşılacaktır.

Kimi kimine dönüp sorarlar; (52 Tur Suresi - 25)

Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar: (37 Saffat Suresi -27)

Böylece Sur’a üfürüldügü zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da. (23 Mümminun Suresi -101)


 

 
Ad Kavminin Helakı
Ad kavminin helakı
23- Ad kavmi kaç günde helak edilmiştir?

Ad Kavmi hakkındaki ayetlerde kavme gelen felaket süresi ve geliş şekliyle ilgili bazı bilgiler vardır. Bu ayetlerdeki ifadelerin birbiriyle çeliştiği iddia edilse de ayetler objektif bir şekilde okunup, değerlendirildiğinde durumun farklı olduğu görülecektir. Konuyla ilgili ayetlerde geçen ifadeler şöyledir:

Biz, o uğursuz (felaket yüklü ve) sürekli bir günde üzerlerine ‘kulakları patlatan bir kasırga’ gönderdik. (54 Kamer Suresi - 19)

(Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldıgını görürsün. (69 Hakka Suresi - 7)

 

 
19 Mucizesi
Kuran’da tekrar eden sayıların dışında 19 sayısının ayrı bir önemi vardır. 19 sayısıyla ilişkili olarak bazı kelimler ve harfler Kur’an içinde mucizevi bir şekilde yerleştirilmiştir. Allah Müddessir suresinde 19 rakamına dikkat çekerek “Onun üzerinde on dokuz vardır.” (Müddessir,30) buyurmaktadır. Harflerin mucizevi bir şekilde sıralanışına dikkat edildiğinde, Kuran’ın Allah katından gelen bir kitap olduğu gerçeği bir kez daha ortaya konmaktadır. Şimdi Kur’an’daki bu konuyla ilgili örneklerin kısa bir özetine bakalım:
- Besmele tam 19 harften oluşmaktadır.
RESİM-65
- Kuran 114 ( 19×6) suredir.
- İlk vahyolan sure (96. sure) sondan 19. suredir.
- Kuran’ın ilk vahyedilen ayetleri 96. surenin ilk 5 ayetidir ve bu ayetlerin toplam kelime sayısı 19′dur.
- Vahyedilen ilk sure (Alak Suresi) 19 ayete sahiptir ve 285 (19 x 15) harf içerir.
RESİM-66
- Son vahyedilen sure olan Nasr, toplam 19 kelimeden oluşur.
- Kuran’da 114 (19 x 6) besmele bulunur. Bu sayı da 19′un 6 katıdır. (Kuran’da 113 sure besmele ile başlar. Başında besmele bulunmayan tek sure, 9 numaralı Tevbe Suresi’dir. Kuran’da sadece Neml Suresi’nde iki besmele bulunmaktadır. Bu besmelelerden biri surenin başında diğeri ise 30. ayette yer alır. Besmele ile başlamayan Tevbe Suresi’nden itibaren saymaya başlanıldıgında Neml Suresi’nin 19. sırada yer aldıgı görülecektir.)
- “Rahman” kelimesi ise Kuran’da 57 (19 x 3) defa geçmektedir.
- Kuran’da bahsi geçen 30 farklı rakam vardır. Kuran’da geçen tüm bu sayıları (tekrarlar dikkate alınmadan) topladıgımızda çıkan sayı 162.146′dır. Bu da 19′un 8.534 katıdır.


 

 
Kuran Sadece Arapça Mıdır
Kuran saf Arapça’dır. Ancak neden Kuran içerisindeki bazı kelimeler Arapça kökenli değildir?

Kuran apaçık Arapça bir kitaptır. Yani Arap dilini bilen herkes Kuran’da söylenenleri anlar. Kuran’da Arap diline daha önceden başka dillerden geçmiş kelimeler olabilir ama bunlar da zaten Arapça’dır. Arap dilinde olan kelimelerdir. Burada dil bilimi düşünülmeden, sadece bir iddiada bulunmak için ortaya atılmış bir suçlama vardır. Bu özellik sadece Arap dilinde değil her dilde vardır. Her dile başka dillerden kelimeler geçer ve bu dile yerleşir. Aynı şey Türkçe’de de geçerlidir. Örneğin “ Kemal, final imtihanında kopya çektiği için fakülte konseyi kararıyla üniversiteden uzaklaştırıldı”. Bu cümle Türkçe bir cümledir. Her okuyan bu cümleyi anlar fakat bu cümledeki kelimelerin tamamına yakını başka dillerden Türkçe’ye geçmiş kelimelerdir. Kelimelerin başka dillerden geçmiş olması bu cümlenin Türkçe olmadıgı anlamına gelmez. Aksine bu cümle içindeki kelimelerin hemen hemen hepsi yabancı dillerden geçmiş kelimeler olsa da, herkesin anlayabileceği açık bir Türkçe’dir. Kuran’da bu şekilde anlaşılır bir Arapça ile yazılmış bir kitaptır. Ayetlerde de Kuran’ın bu yönü açıkça vurgulanmaktadır.


 

 
Kuran’a Göre Savaşın Sınırları
Kur’an’daki savaş ile ilgili ayetler inkarcılar tarafından kasıtlı olarak çarpıtılıp kullanılmaya çalışılmaktadır. Ayetlerdeki ifadeler metnin ana akışından koparılarak farklı yorumlanır. Oysa bu ayetler Kur’an’ın genel mantıgı ve konunun akışına göre değerlendirilse durum daha bir açıklık kazanacaktır. Tevbe suresinde ki ayet şöyledir:

Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resûlü’nün haram kıldıgını haram tanımayan ve hak dini (İslam’ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın. (9 Tevbe Suresi, 29)

Ayetteki ifadeye dikkat edilirse burada savaşmanın emredildiği insanlar tüm kitap ehli değildir. Bunlar kitap verilenlerden bir gruptur. Bunlarla savaşmak istenmesinin nedeni yine onların Müslümanlarla savaşmalarından dolayıdır. Eğer Tevbe suresi başından itibaren okunursa konu daha iyi anlaşılacaktır.
Savaş ile ilgili ayetleri Kuran’ın bütünlügü içinde değerlendirmek lazımdır. Tüm bu iddiaların aksine Kuran’a göre savaş savunma amaçlı yapılmalıdır. Başka insanların topraklarını fethetmek için yapılan savaş Kuran’a göre dini bir savaş olamaz. Tarih boyunca fetih amaçlı İslam devletleri bazı savaşlar yapmış olabilir. Fakat bunların hepsi dini savaşlar değil, siyasi savaşlardır. Allah bu tarz bir savaşı yasaklamaktadır. Bakara suresinde şöyle buyrulmaktadır:


 

 
Kuran’da Nesh Var Mı
Allah, hem adalet bakımından hem de hüküm bakımından verdiği sözleri zaman içerisinde değiştirebilir mi? Kuran’da nesih var mı?

Allah verdiği sözleri hiçbir zaman değiştirmez. Daha önceden bir vaadi değiştirip daha sonra başka bir şey vaad etmez. Benzer şekilde Kur’an’da Allah, söylediği bir şeyi daha sonradan başka bir ayetle değiştirmemiştir. Nesh konusu son derece yanlış anlaşılan ve bu yönde kullanılan bir konudur. Bu konuya delil olarak kullanılan Nahl suresinin 101. ayetindeki bir kelime yanlış çevrilip bu yöndeki yorumlarda kullanılmaktadır.

Bu ayetteki manayı daha iyi anlayabilmek için “ayet” ( اية )kelimesinin karşılıgını tam olarak vermemiz gerekir. Ayet kelime anlamı olarak “ delil, mucize, iz, işaret” anlamına da gelir Kur’an ayetleri de Allah’ın delilleri olduğu için bu kelimeyle ifade edilir. Kur’an’da ayet ve bunun çoğulu olan ayetler (ayat) ( اياة )kelimesinin farklı kullanımları vardır. Tekil ayet kelimesi Kur’an boyunca mucize, delil anlamlarında kullanılır. Örneğin:

Andolsun, biz Musa’ya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte İsrailoğullarına sor; onlara geldiği zaman Firavun ona: “Gerçekten ben seni büyülenmiş sanıyorum” demişti (17 İsra Suresi - 101)

“Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın.” (20 Taha Suresi - 22)

(Musa) Ona büyük mucizeyi (ayeti) gösterdi. Fakat o, yalanladı ve isyan etti.(79 Naziat Suresi - 20- 21)

Bu şekilde Kur’an’da geçen tüm tekil ayet kelimesi mucize delil anlamında olup, hiç birisi Kur’an ayetleri anlamında kullanılmaz.

Çoğul ayetler (ayat) ( اياة) kelimesi ise Kur’an’da Kur’an ayetleri anlamında kullanılır.


 

 
Lut’un Cevabı
Lut’un kavmine cevabı hangisi?

Araf suresindeki ayette ve Ankebut suresindeki ayetlerde Lut’un sorusuna karşı inkar eden kavmin verdiği tepkiden söz edilir. İki ayrı yerdeki ayette “onların biricik” cevabı derken cevap metinleri birbirinden farklı olduğu için bir çelişki olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Cevaplar birbirinden farklıdır, çünkü Lut’un kavmine söylediği sözler farklıdır. Bu sözler farklı zamanlarda söylenmiştir. Ayetlerde konu şöyle geçmektedir:

“Siz kadınları bırakıp erkeklere cinsel duygularla yöneliyorsunuz. Siz sınırı aşan bir topluluksunuz!” Halkının cevabı, ancak şunları söylemek oldu: “Onları kentinizden çıkarın. Bunlar çok temiz insanlarmış!” (7 Araf Suresi - 81/82)


 

 
Kitap Ehlinin Durumu
Hıristiyanların ve Yahudilerin hali ne olacak? Onlarda cennete gidebilecekler mi?

Hıristiyan ve Yahudilerle ilgili ayetlerdeki ifadeler arasında bir çelişki olduğu iddia edilmektedir. Bazı ayetlerde Yahudi ve Hıristiyanlardan bazıları övülürken, bazı ayetlerde ise eleştirilmektedir. Bu ayetlerde geçen ifadeler metnin genel akışından koparılarak yorumlandıgında yanlış sonuçlara ulaşılmaktadır. Oysa bu ayetler konu bütünlügü için de değerlendirilse ortada hiçbir çelişki olmadıgı görülecektir. Her şeyden önce bilinmesi gereken gerçek, Allah katında dinin İslam olduğudur.
İslam kelimesi özel bir isim olmasının yanında bir sıfattır. Allah’a teslim olmak anlamına gelir. Yukarıdaki ayette bu gerçek bildirilmektedir. Allah’tan başkasına teslim olunan, çok tanrılı dinler bu ayette açıkça reddedilir.

Kim İslam’dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır. (Âli İmran Suresi - 5)

Allah daha öncede bir çok elçi ve kitap göndermiştir. Bunlarda da Allah’a teslim olmaya insanlar çağrılmışlardır. İslam dini ve bu sıfat sadece peygamberimize ait bir din ve sıfat değildir. Tüm peygamberler ve onlara uyanlar da Müslüman’dırlar.

İyilik yaparak kendini Allah’a teslim ( Isleme, İslam olan) eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim’in dinine uyandan daha güzel din’li kimdir? Allah, İbrahim’i dost edinmiştir. (4 Nisa Suresi - 125)

 

 
Hz. İsa’nın Vefatı
HZ. İSA ÖLDÜ MÜ? YOKSA YERYÜZÜNE DÖNECEK Mİ?

Özellikle geleneksel din anlayışına sahip olanlar, bazı uydurma hadislerden yola çıkarak Hz. İsa’nın ölmediğine inanırlar. Bu yönde iddialarda bulunurlar. Kuran’da ise bunun tam tersini söylemekte ve Hz.İsa’nın vefat ettiğini açıkça bildirilmektedir. Fakat hadislerdeki bu iddia ile Kuran ayetleri arasındaki bu farklılık sanki bir çelişkiymiş gibi ortaya atılmaktadır ve bu konu Kuran’daki bir çelişki gibi gösterilerek, Kuran ‘a yönelik çelişki iddialarında bulunulmaktadır. Bu ortaya çıkan farklılık Kuran ayetlerinden değil, uydurma hadislerden kaynaklanır. Kuran’da hiçbir ayette Hz. İsa’nın ölmediği ve tekrar yeryüzüne döneceği iddia edilmez. Bazı ayetlerdeki ifadeler çarpıtılarak gerçekte olmayan sonuçlar çıkartılmaya çalışılmaktadır. Bu konuyla ilgili yazılmış olan bir makaleyi yazının devamına olduğu gibi ilave ediyoruz. Bu yazı dikkatli okunduğunda, Hz. İsa’nın hakkında çelişki gibi gösterilmeye çalışılan şeyin gerçekte Kuran’da olmadıgı, sadece uydurma hadislerin etkisiyle ortaya atılmış yalanlar olduğu anlaşılacaktır. Dolayısıyla Kuran’da bu konuyla ilgili de bir çelişki olduğu iddiası gerçek dışıdır.


 

 
Gök Ve Yerin Yaratılış Sırası
Gök ve yerin yaratılış sırası
Gök mü yer mi önce yaratıldı?

Naziat ve Fussilet surelerinde geçen ifadelerden yola çıkarak iki farklı yerde yerin ve gögün yaratılışıyla ilgili farklı bir sıralamanın olduğu iddia edilmektedir. Bu farklılıgın bir çelişki olduğu söylense de, gerçek iddia edildiği gibi değildir. Aslında yerler ve göklerin yaratılmasında bir sıralama yoktur. İkisi de aynı anda yaratılmıştır. Enbiya suresindeki bir ayette şöyle bildirilmektedir:

O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık …. (21 Enbiya, 30)

Görüldügü gibi hem gök hem de yer birlikte varlardır. Yaratılışlarında bir sıralama olmadıgı; ayrılma işinin sonraki aşamada yapılması söz konusudur. Diğer ayetler de dikkatli okunduğunda böyle bir sıralama yapılmadıgı görülecektir. İlk önce Fussilet suresindeki ayetlere bakarsak bunu daha iyi görebiliriz.


 

<< Geri  [1] 2  İleri >>

 
 

ip adresiniz  

      

Sitemizde 37 kategoride 1124 yazı 77427 defa okunmuştur.   Seda AKARSU 2007

Yazılan yazılardan yazan kişi sorumludur. issizliksigortasi.org yönetimi hiç bir konu ve mesajlardan sorumlu değildir.