Ana sayfa

Favorilerinize ekleyin

Açılış sayfanız yapın

Kapsam

İşsizlik Fonu

İletişim      

Kategoriler
  - ABD (34)
  - Atatürk (33)
  - Askeriye (11)
  - Aşk & Sevgi (107)
  - Avrupa Birliği (4)
  - Demokrasi (17)
  - Eğitim (37)
  - Eğlence (16)
  - Emekli (8)
  - Fıkralar (75)
  - Genel (82)
  - Hikayeler (104)
  - Web Sitenizi Tanıtın (4)
  - İtiraf ediyorum (7)
  - İslam dünyası (30)
  - İşçi (4)
  - İş arayan (7)
  - İş veren (17)
  - Memur (1)
  - Müzik (24)
  - Moda (9)
  - Sanat (12)
  - Sağlık (89)
  - Siyaset (45)
  - Siyasi Partiler (14)
  - Spor (28)
  - Şiir (159)
  - Şikayet Ediyorum (6)
  - Tarih (79)
  - Televizyon (11)
  - Terör (5)
  - Teknoloji dünyası (15)
  - Turizm (5)
  - Tüketici (9)
  - Üretici (5)
  - Yeteneğiniz var mı? (1)
  - İşsizlik Sigortası (2)

Arama
Aranacak keilmeyi giriniz



En Çok Okunan 10
  - demokrasi nedir (5806)
  - Atatürk'ün Vatan Sevgisi Ve Milli Mücadele Anlayışı (1716)
  - 5D Turkguard alarm sistemleri (1549)
  - Hayat Televizyonu (1221)
  - Sanatçı kime denir, kimdir Sanatçı? (942)
  - SİTENİZİ TANITIN (773)
  - Fuzuli'nin Hayatı (773)
  - SAİT FAİK ABASIYANIK hayatı eserleri (734)
  - VİDEO (678)
  - Avrupa Birliğinde 301 endişesi (664)

En Son Eklenen 10
  - İşsizlik Sigortası (156)
  - İşsizlik Sigortası (74)
  - Sana İnat Yaşayacağım Bu Hayatı (50)
  - Aşık Olmadan Önce Düşün (58)
  - Sesli Şiir - Anladım (48)
  - [Video] Matrix Karate (60)
  - of of (63)
  - neden bizi sömürüyorsunuz (58)
  - Annem (62)
  - KANSER İLACI-- İHTİYACI OLAN BİRİ OLABİLİR (64)

Linkler
  - TC Kimlik numaranızı öğrenin
  - TC Vergi numaranızı öğrenin
  - Taşıt verginizi öğrenin
  - Emniyet Hizmetleri
  - Ticaret Bankası
  - Bilgi Deposu
  - Google
  - Herbalizm
  - Bitkisel uzman
  - Doktor herbalist

Günlük Burç
    GÜNLÜK  GAZETELER

 


 
Anne Olabilmek
Aşçılıgı ün yapmış yaşlı bir kadın, akşam yemeğine gelecek olan oğlu ve yeni gelini için yine mutfağına kapanmış, yemek yapıyordu. Aynı akşam yemeğe eski bir aile dostu da davetliydi.

Beklenen misafirler gelip sofraya oturduklarında çok şaşırtıcı bir durumla karşılaştılar. Yaşlı kadının o gece yaptıgı yemekler değme oburların bile iştahını kapatacak kadar berbattı. Tatlılar un kokuyordu, patatesler yanmıştı, köfteler ise neredeyse hiç pişmemişti. Oğlu, yeni gelini ve aile dostu, kadıncağıza durumu fark ettirmemek için ellerinden geleni yaptılarsa
da, yemek sırasında pek iştahlı göründükleri söylenemezdi.

 

 
KÜÇÜK KIZ
Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters
baktı. Elli
yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştıgı hırpani kıyafetli dilencilere
benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve
sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor,
belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, birde
sinirlenmişti.

Alaycı bir ses tonuyla :
- Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.

- Hayır çikolata parası lazım!

Bülent'in kızgınlıgı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali
de başka oluyor diye düşündü.

- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?

- Hayır. Ekmek bulamadıgımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da
bulamadıysak aç yatarız.

Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.

- Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?

- Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.

- Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?

- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata
götürmek istiyorum.

- Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.


 

 
Uyku Sorunu
İki arkadaş yıllar sonra karşılaşır. Birinin saç sakalı birbirine karışmış.
Gözlerinin feri sönmüş.
Bitkin halde. "Bu ne hal" der öteki.
"Sorma" diye dertli dertli başlar, bitkin olanı. "Uyku sorunum var."
" Erken yat. madem."
"Sorun da orada başlıyor zaten. Saat sekizde uykum geliyor. Yatağa
yatıyorum. Hemen gözlerim kapanıyor. Kapanır kapanmaz da kendimi koca bir
TIR'ın direksiyonunda buluyorum. Zeytinburnu'nundan yükü sarıyorum.
Bakıyorum Edirne'deyim. Geç oradan Bulgaristan'a. Sofya'da mal indiriyorum.
Yeni malı yüklüyorum, aynı hızla, gene Zeytinburnu'na geliyorum ki, sabah
olmuş. Turşu gibi kalkıyorum yataktan. Bu, her gece böyle."
"Aaaa" der arkadası. "Benim bir ruh doktoru arkadaşım var. Kartını vereyim.
Bir dene, belki faydası olur."

Adam doktora gider son bir ümitle. Doktor uzun uzun dinler. Sonra anlatır:
"Bu gece Zeytinburnu'ndan çıktığında, Florya'daki benzin istasyonunda seni
bekleyeceğim, sorunu da çözeceğim, merak etme."


 

 
YENİ BİR MAĞAZADA BİR ALIŞVERİŞ DİYALOĞU
Adamin biri, yeni açilan lüks büyük magazaya gitmis, satici kiza yaklasmis:
 
- Bir kravat almak istiyorum.
Satici kiz son derece sirin bir tavirla:
-Beyefendi, bizde müsteriyi memnun etmek esastir. Kravat ipekli mi 
olacak
 yünlü mü?
    - Ipekli.
    - O zaman lütfen birkat yukari buyrun, ipekli kravatlar bir kat
  yukarida.
    Adam bir kat yukari cikmis, baska bir satici kiz:
    -Ben ipekli bir kravat almak istiyorum.
    - Beyefendi, kravat düz mü olacak, desenli mi?
    - Desenli.


 

 
BALTAYI BİLEMEK
İki arkadaş, bir ormanda kurumuş ağaç dallarını kesiyorlardı....
 Birincisi sabahları erkenden kalkıyor, ormana gidiyor, durmadan dinlenmeden çalışıyor öğle yemeği için bile kendine zaman ayırmıyordu. Akşamları ise  arkadaşı eve döndükten sonra da çalışmasını sürdürüyor, ondan birkaç saat sonra evine dönüyordu.
 

  İkinci adam, yorulunca işine ara veriyor, bir süre dinleniyordu.
Akşam hava kararmaya başladığında ise daha fazla çalışmaya gerek duymuyor, gecenin karanlığı bastırmadan evine dönüyordu.
İkisi de çalışmalarını bir hafta bu şekilde sürdürdükten sonra ne kadar kurumuş ağaç kestiklerini saymaya başladılar.
 
  Sonuç, ikinci adam için değil ama birinci adam için çok şaşırtıcı çıktı.
 Çünkü arkadaşı, kendisinden daha çok kurumuş, ağaç kesmişti.


 

 
VEREN ALIR
1998'de bir Fransız oldukça>>karmaşık bi intihar girişiminde bulundu.
Bir>>>>deniz kıyısında yüksek bir yamacın tepesine çıkıp boynuna bir
ip bağladı,>>>>>>ipi de büyük bir kayaya bağladı. Sonra zehir içti ve
kendini ateşe verdi.>>>>>>Uçurumdan atlarken de tabancayla kafasına
ateş etti! Ama devamı daha>>ilginç.>>>>Çünkü kurşun onu ıskalayıp ipi
kesti, böylece adam suya düştügünde asılı>>>>kalmadı. Soguk su yanan
elbiselerini söndürmekle kalmadı aynı zamanda onu>>>>>>şoka sokarak
yuttugu zehri kusmasını sagladı.>>>>Sudan bi balıkçı tarafından
çıkarılıp hastahaneye götürülen adam orada>>>>hipotermi (vücut
ısısının aşırı düşmesi)den dolayı>>öldü...


 

 
Elimi Bırakmayın Lütfen
Bir memur ailenin en küçük çocuğu olarak babamın tayininin çıktıgı bir köye tasındık. Huzursuzdum, okulumu bir köy okulunda okumaktansa, şehirde medenice okumak istiyordum. kaydımı yaptırdı babam okula. ilkokul 4. sınıftan başladım köy okuluna. Beni bir sınıfa verdiler. Öğretmen köyde yabancı olduğumu biliyordu ve hangi sıraya oturmak istiyorsan otur dedi bana. Bir kızın yanı boştu sadece oraya oturdum.

Hayatımı adadıgım, gidişiyle beni bitiren insanla ilk o zaman tanıştım. ismi Altınay idi. Çocuk yaşımda bile onun güzelliği beni çok etkilemişti. Masmavi gözleri, gamze yanakları ile arada bir bana dönüp gülüşü, yanlış yazdıgım notlarımda kendi silgisiyle defterimdeki hatayı silmesi beni o minik yaşımda ona bağladı. O dönemlerde çocukça bir arkadaşlıktı. Zaman ilerledikçe onsuz tek saniye geçiremiyordum. Ya ben onlara gidip ders çalışıyor, ya da o bize geliyordu. Mükemmel bir paylaşımcıydı. Yüreğini, sevgisini, dostluğunu daha o yasta vermişti bana. ilkokulu birlikte okuduk ve aynı sırada bitirdik. Hep onunla hep ona biraz daha alışarak. Ortaokula geçtiğimizde ailelerimize rica ettik ve bizi aynı okula yazdırdılar, hatta aynı sınıfa, hatta ayni sıraya oturmamız için babalarımız öğretmenlere adeta yalvardılar. Başarmıştık. Yine ayni sıradaydık. Geride kalan ilkokul dönemindeki iki yılda anladım ki onsuz hayat bana huzur vermiyordu. Yaşımız olgunlaştıkça o beni, ben onu daha çok seviyordum.

 

 
Kont Dracula -Fatih Sultan Mehmet Ilıskisi
Bu yazıda, gerçeklerle efsanelerin birbirine iyice karıştığı karanlık bir çağda, yakından tanıdığımız iki ünlü tarihsel simanın kan kardeşliğiyle başlayıp ölümcül bir düşmanlıkla noktalanan sıradışı öyküsüne konuk olacağız. Bir cephesinde "Cihan Fatihi" namlı Sultan Mehmet, diğer cephesinde ise "Kazıklı Voyvoda" namlı Romen ***nsi Vlad Tepeş'in yer aldığı son derece trajik bir öykü bu... Öyle her yerde okuyamazsınız, o yüzden tadını çıkartın!

Geçtiğimiz haftanın ortalarında bazı gazetelerimizde Romanya mahreçli ilginç bir haber yayımlandı. Habere göre, Romen Turizm Bakanlığı, başkent Bükreş yakınlarında "Dracula Parkı" adını taşıyacak bir eğlence merkezi açmayı planlıyormuş. Hani şu "Disneyland" türü yerlerden biri...

Korku edebiyatına meraklı olanların da hemen anımsayacağı gibi, sinemanın ölümsüz vampiri Kont Dracula İrlandalı yazar Bram Stoker'ın aynı adlı romanından doğmuştu. Öte yandan Stoker'ın da bu kahramanı dünya edebiyatına kazandırırken, biz Türklerin tarih kitaplarında "Kazıklı Voyvoda" olarak andığımız ünlü Eflak ***nsi Vlad Tepeş'ten esinlendiği günümüzde konunun meraklılarınca gayet iyi biliniyor.

Malûm, Vlad düşmanlarını kazığa oturtması ve onların kanını içmesiyle nam salmış bir tarihsel kişilikti. "Dracula Parkı" projesinin mimarlarının hedefi de kurulacak parkın içindeki bütün etkinliklerin bu vampir esprisine uygun olmasıymış. Sözgelimi, turistlere kan renginde pudingler, beyin şeklinde tatlılar falan satmayı planlıyorlarmış. Ve tabiî Dracula'yı Dracula yapan şu ünlü kazıkların da hemen her köşeyi süsleyeceği belirtiliyordu sözkonusu haberde...

"Liberal piyasa ekonomisi" tam olarak böyle birşey işte. Ardında yoğun bir trajedi barındıran en istisnai tarihsel olayları ve kişilikleri bile gün gelir para için hiç acımadan soytarıya çevirir. Hele de Vlad'ı yüzyıllardır su katılmamış bir "ulusal kahraman" olarak gören Romenlerin böyle bir işe kalkıştığını gördükten sonra, vahşi kapitalizmin bu yıkıcı kudreti konusundaki endişelerim artık iyice arttı.


 

 
Gözlerini Kapayınca Bitecek
Zamanın birinde iki kardeş varmış. Büyük olanı koskocaman bir çiftliğin sahibi ve köyün ağasıymış. Hatta o kadar zenginmiş ki, zenginliği başka memleketlerde dahi dillerde dolaşırmış. Küçük kardeş de ağabeyinin yanında karın tokluğuna çiftlik işlerinde çalışırmış. Kar, kış, sıcak filan demeden ağabeyinin işlerini halletmek için vargücüyle çalışırmış.

Ortalıgın sıcaktan cayır cayır yandıgı bir yaz günü, küçük kardeş yorgunluktan bitap düşmüş ve bir ağacın gölgesinde uyuyakalmış. Çok geçmemiş ki ağabeyi kardeşini ayağındaki koca potinleriyle hafiften tekme atar gibi "Kalk! İş zamanı uyunur mu, bedava ekmek yok?" diyerek uyandırmış. Kardeşi ne olduğunu anlamadan şaşkın gözlerle etrafa bakmış ve ağabeyi o heybetli cüssesiyle karşısında dikiliyor.

 

 
Kalbimize Iyi Bak
Genç kız yine acılar içinde odasında yatıyordu. Henuz hayatının baharında ölümle yüz yüzeydi. Babası 0nu kurtarmak için gazetelere ilan vermiş, para teklif etmişti. Ama 0nun kalbinin teklemesi değil, kalbinin içindeki sızı ilgilendiriyordu. Sevdiği aklına geldi bir damla yaş daha döküldü gözlerinden. Ayrıldıklarından beri tam beş çile dolu yıl geçmişti. Aslında sevgilerinin arasına o kahrolası para girmişti. Hatırlıyorduda sevdiği 0na birkeresinde:
- Ben zengin değilim belki ama seni seven bir kalbim var. Sana sadece 0nu verebilirim, demişti.

Zaten sevgiye muhtaç birisi başka ne isteyebilirdiki. Kendisini sevmesi yeterdi.O en çok Saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş koklamıştı saçlarını. Her dökülen saç yüreğine bir hançer olup saplanıyordu. Şimdi tek isteği sevdiğinin son anlarında yanında olmasıydı. Ne olurdu 0nu birkez daha görebilse, 0nu birkez daha koklayabilse.Bu düşünceler arasında uykuya daldı.

Babası heyecanlı bir şekilde kızının odasına girdi. " Müjde kızım,kalp bulundu " dediğinde kızının bir peri güzellliğinde, sevdiğinin özleminden ıslanmış yüzüne baktı ve çıktı odadan...

Genç kız, bir hafta sonra kendine geldiğinde sanki başka bir dünyadaydı. İçinde acaip bir his vardı. Sanki bu dünya 0na çok farklı gelmişti. Aklına yine sevdiği geldi. Kalbi eskisinden daha hızlı atmaya başladı. Kalbi değişmişti ama sevdiğini eskisinden daha çok sever olmuştu.

Bir gece ansızın uyandı uykusundan kalbi çok hızlı atıyordu. Bu durum sürekli böyle devam etti.Doktora gitti, durumunu anlattı. doktor:
- Bir aya kalmaz geçer, demişti.
Ama aradan aylar geçmesine rağmen durum aynıydı.


 

 
Brezilyali Bir Hazir Cevap
Amerika'da bir supermarkete giren musteri yarim kivi satin almak ister.
Tezgahtar bunun mumkun olmadigini soyleyince. Musteri israr eder ve
munakasa başlar. .
Bunun uzerine tezgahtar kosarak müdüre çıkar:
Efendim, hayvanin  biri  yarim kivi almak istiyor" der demez soyle bir
arkasina donunce ne görsün !!
Müşteride  arkasindan gelmis, ensesinde durmaktadır...
Tezgahtar hemen  musteriyi  isaret  ederek:
Bu beyefendi de diger yarisini almak istiyor, efendim..."
Müdür durumu anlar, ve adama yarım kiviyi verip gönderirler.


 

 
GÖRMESİNİ BİLEN GÖZLER
Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden
büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle,
pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.
Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik
yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler
değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta
çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk
önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini
kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti.
Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu
bir cilde sahipti. 'Badem' dediği gözleri ise şaşıydı.
Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi
onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.

 

 
İster Inan Ister Inanma
Bu olay, Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünü 1993 yılında bitiren Dilek isimli bi kızın başından geçmiş. (Böyle anlatılıyor, soyadı yok) Dilek bir gün okuldan çıkmış, durakta minibüs bekliyomuş. Yalnız korkunç da yağmur yağıyormuş bu arada. Kızın önüne bir araba yanaşmış. İyi giyimli, temiz yüzlü bi genç, "Yanlış anlamayın nolur. Ben de yakın zamana kadar öğrenciydim. Islanmayın, gelin ben sizi uygun bir yere kadar bırakayım" demiş. Dilek kız, başta biraz tereddüt etmiş ama çocuğun iyiniyetine inanmış ve arabaya binmiş. Yolda sohbet filan etmişler. Hoşlanmışlar birbirlerinden. Çocuk, "Lütfen izin verin sizi evinize bırakayım. Bakın yağmur da iyice hızlandı" demiş, Dilek kabul etmiş taabi.

 

 
BİR YOL HİKAYESİ
UZUN BİR YOLCULUKTA KARŞILAŞTIĞIM VE İÇİMİ ACITAN BİR HAYAT
HİKAYESİNİ SİZ DOSTLARLA PAYLAŞMAK İSTEDİM.UMARIM BEĞENİRSİNİZ DEMİYECEĞİM
ÇÜNKÜ GÜZEL DEĞİL.AMA DÜŞÜNMEK GEREKİYOR ...

              Bir anne hangi şartlarda iki evladından, canının birer parçası
olan güzellerden vazgeçebilir acaba ?

             Otobüsüm kalkmak üzere, artık yerleşme vakti. Yerime geçeyim,
koltuğumu kendime göre ayarlıyayım diyerek çıkıyorum otobüsün
basamaklarından.koltuğumun önündeyim ve bir misafirim var benim
yerimde.Kömür karası saçları ve gözleriyle, ışıl ışıl yüzüyle birbuçuk
yaşındaki Nehir bebek.Benim yerime oturmuş boş olan yanına otur diyor
banada... Bir eliyle koltuğu gösretip diğer eliylede kraker yiyor mama
diyerek.

           Aldım kucağıma küçük hanımı ve beraber kraker yemeye başladık.
Elindeki bitince mama dedi ve yan taraftan bir bayan uzattı yenisini. Annesi
diye düşündüğüm bayan halasıyım ben dedi.Onları tarsusa babaannelerine
götürüyorum.

           Kadının yanında da oniki yaşında Ahmet var. Yüzünü cama yaslamış
dışarıya bakıyor, arada halaya birşeyler söyleyerek. Baktığı dışarda
arabanın kalkmasını bekleyen babaymış. Ahmet arada;


 

 
Bakan Değil Gören Göz Olabilmek
 
Bir yazar,köy hayatını ve çiftçilerin günlük yaşantılarını konu alan bir roman yazmak üzere, şehirden ayrılıp bir kasabaya yerleşti. Kaldığı otel odasından her sabah çıkar ve gün batana kadar kasabayı, çiftlik evlerini dolaşır, tarlalarda çalışan köylüleri seyrederdi.
 
Uzun zamandır kafasında planladığı romanın ana karakterlerinden biri hayli tembel bir adam olacaktı. Bu kasaba, kırık dökük çiftlik evleri, sıska erkekleri ve solgun kadınlarıyla tıpkı hayalindeki gibiydi. Böyle bir yerde mutlaka o tembel adamlardan biri yaşıyor olmalı diye düşünüyordu.


 

<< Geri  [1] 2  3  4  5  6  7  İleri >>

 
 

ip adresiniz  

      

Sitemizde 37 kategoride 1124 yazı 77431 defa okunmuştur.   Seda AKARSU 2007

Yazılan yazılardan yazan kişi sorumludur. issizliksigortasi.org yönetimi hiç bir konu ve mesajlardan sorumlu değildir.