Ana sayfa
Favorilerinize ekleyin
Açılış sayfanız yapın
Kapsam
İşsizlik Fonu
İletişim
TERCÜMAN MİLLİ GAZETE YENİ ŞAFAK YENİ ÇAĞ VAKİT HÜRRİYET MİLLİYET AKŞAM BUGÜN RADİKAL REFERANS SABAH STAR TAKVİM TURİSH DAİLY NEWS TÜRKİYE VATAN YENİ ASYA ZAMAN
Hüseyin Gülerce ( 1950)
1950 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde doğdu. İlkokulu Enez'de, ortaokulu Keşan'da bitirdi. Edirne Öğretmen Okulu'nda okudu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu'nu ve İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik-Matematik bölümünü bitirdi. İSTANBUL'DA 1969-1977 YILLARI ARASINDA YENİDEN MİLLİ MÜCADELE (YMM)DERGİSİNDE VE BAYRAK GAZETESİNDE MUHABİRLİK VE KÖŞE YAZARLIĞI YAPTI. Yalova Lisesi fizik öğretmenliği ve müdürlüğü ile Bursa Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Gülerce, yazarlığın yanı sıra Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmenliğinde de bulundu. ESERİ:Türkiye'nin Kimlik Arayışı Marifet Y.
EY TÜRK İNSANI !!! NE BEKLİYORSUN ZAFER HAKKIN VE HAKKA İNANANLARIN DEĞİLMİ ? O ZAMAN GAYRET ZAMANI GÖREV ZAMANI!!! MUHTEŞEM TÜRKİYEYİ GÖNÜL GÖZÜNLE GÖRME ZAMANI AŞAĞIDAKİ VİDEO MUHTEŞEM TÜRKİYENİN KURULUŞUNUN TEMEL TAŞLARI HADİ İYİ SEYİRLER
http://www.youtube.com/watch?v=OjYe0HWBxu0
Türkiye bir süreden beri cumhurbaşkanlığı seçimini konuşuyor. Her ne kadar cumhurbaşkanlığı seçimi konusu çok öncelerden başlatılmış ise de cumhurbaşkanlığının süresinin dolmasına sayılı günlerin kaldığı bu günlerde neden cumhurbaşkanlığı tartışılıyor diye sormanın anlamı yok. Cumhurbaşkanlığı seçim takvimi Anayasa’ya uygun olarak Sayın Meclis Başkanı tarafından açıklandı. Bu takvim işlemeye başladı. Ancak sayıca önemli bir vatandaş topluluğunun AKP’nin bir cumhurbaşkanı seçmesi, özellikle Sayın Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesi konusunda ciddi kaygıları var. Bu kaygılarını, seçimlere çok az bir zaman kala yaptıkları mitingle dile getirdiler. Cumhurbaşkanlığı gibi yetkileri hiç de azımsanmayacak bir makama uygun bir adayın bulunması siyaset bakımından fevkalade önemlidir.
CUMHURBAŞKANLIĞI’NIN YETKİLERİ OLAĞANÜSTÜDÜR!..
Cumhurbaşkanının yetkilerini kısaca hatırlamakta fayda var: Cumhurbaşkanı yasamayla, yani kanun yapımıyla ilgili olarak, gerekli gördüğünde TBMM’ni her an toplantıya çağırabilir. Kanunları yayınlamak, anayasa değişikliğine ilişkin kanunları halkoyuna sunmak, kanunların anayasaya aykırılığı sebebiyle Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açmak, TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermek, milletlerarası anlaşmalara onay vermek ve yayınlamak, TBMM adına Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanlığı’nı temsil etmek, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar vermek, Genelkurmay Başkanı’nı atamak, başkanlığında toplanan bakanlar kurulu kararlarıyla sıkı yönetim veya olağanüstü hal ilan etmek ve kanun gücünde kararname çıkarmak...
CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMI HALKIN TİRANI MI? Böylesine geniş yetkilerle donatılmış, adeta rejimin emniyet supapı ve direksiyonu elinde bulunduracak bir makamı dolduracak kişinin görevlerinin çok ağır olduğu, adeta halk diktatörü seçildiği apaçıktır. Şüphesiz ki bu da Evren Anayasası’nın garabetlerindendir. Böylesine bol kepçeden verilmiş yetkilerin parlamenter demokrasiyle bağdaştırılması çok zordur. Bu tür yetkiler olsa olsa yarıbaşkanlık sisteminde görülebilir…
SORUMSUZ AMA YETKİLİ OLMAK DEMOKRATİK DEĞİL? Talihin garip cilvesine bakınız ki, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesi, üniversite ve yüksek okul rekttörleri ve yargının temsilcileri, partiler arasında birinci sırayı işgal eden ama seçmen topluluğunun çeyreği ağırlığında bile desteği bulunmayan bir parti yönetimi ile ülkenin en önemli meselelerinde takip edilecek siyaset konusunda büyük bir uzlaşmazlık halindedirler. Ve söz konusu kurumların sözcüleri Sayın Erdoğan’ın adaylığı konusunda itirazlarını dile getirmişlerdir. Mevcut anayasamıza göre seçimi olağanüstü derecede kolaylaştırılmış ve vasıfsız bir ekseriyet tarafından bile kolayca seçim imkanı hazırlanmış cumhurbaşkanlığı seçiminin teknik bakımdan hiçbir problem oluşturmayacağı açıktır.Çünkü mevcut anayasaya göre cumhurbaşkanı seçilmesi son derece açık, anlaşılabilir şartlara bağlanmıştır. Anayasanın 101, 102 ve 104. maddelerinde hangi şartlar altında nasıl seçileceği düzenlenmiştir. Özellikle 101 ve 102. maddelerinde düzenlenmiştir. 101. madde cumhurbaşkanı adaylarında aranacak özellikleri zikretmektedir. Bu özelliklere göre 40 yaşını dolduran ve TBMM üyesi seçilebilme özelliklerine sahip ve yüksek öğretim yapmış her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı cumhurbaşkanı seçilebilir. KOLAY SEÇİM! VEYA SEÇİM KOLAY AMA…
102. madde, seçimin nasıl yapılacağını düzenlemektedir. 102. maddenin 2. ve 3. fıkralarına göre seçime başlama tarihindenitibaren cumhurbaşkanlığı seçimi 30 gün içinde sonuçlandırılmalıdır. Bu sürenin 11. gününden itibaren, en az 3’er gün arayla yapılacak oylamalarda sonuç alınması istenmektedir. Buna göre 1., 2., 3. oylamadan bahsedebiliriz. Son oylamada üye tam sayısının salt çoğunlluğunu sağlayan aday cumhurbaşkanı seçilecektir. Bu oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu (276) sağlanamadığı takdirde 3. oylamada en çok oyu alan iki aday arasında oylama yapılır. Bu oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu bulunamadığı takdirde TBMM seçimleri yenilenir. Görülüyor ki bir iktidar 367 yani meclisin üye sayısının üçte ikisi gibi bir rakamı birinci oturumda bulamadığı takdirde ikinci veya üçüncü turda iktidar partisi içinden bir adayı cumhurbaşkanı yapma konusunda hiçbir sayısal engelle karşı karşıya değildir. Ama sayısal ekseriyet yeter mi, yetmez mi? İşte bütün mesele de budur. Ana muhalefetin uzlaşma teklif veya şartı devletin kurumları tarafından da, YÖK, yargı ve siyasi parti temsilcileri tarafından da belirtilmiştir. Bir kere daha belirtelim. Mevcut anayasamıza göre AKP’nin 354 milletvekilinin aralarından bir cumhurbaşkanı çıkarması için hiçbir engel yoktur. Birinci turda 367 rakamına ulaşamazlarsa 2. veya 3. turda evveliyetle adi ekseriyetin arandığı 276 rakamına guruplarında bir çatlak patlak olmadığı takdirde ulaşmalarında hiçbir engel yoktur. Aksi halde 4. turda da bu rakam bulunmazsa meclis seçimleri yenilenecektir. Seçimlerin yenilenmesine veya erken seçime AKP grubu nasıl bakacaktır. Seçimlerin zamanında yapılacağı Sayın Erdoğan tarafından açıklandığına göre bu ihtimalin de istenmediği söylenebilir. Bu itibarla AKP’nin 354 milletvekilinin bulunduğu bu meclisin 1. turda değilse bile 2. ve 3. turda bir cumhurbaşkanı seçmesine engel yok gibidir. Ancak cumhurbaşkanlığı koltuğu AKP için ve Türkiye için bir huzur ve mutluluk döneminin başlangıcı olmasını mı; yoksa siyasetin, dolayısıyla dinin, ahlakın ve hukukun can çekişmesini mi temsil edecektir. Evet anayasa şartları AKP siyasetçilerine “İşte koltuk! Buyur, otur!” Demektedir. Ama o koltuk ateşten bir koltuk veya gömlek mi olacaktır? Büyükler, “nasihati dinlemek istemeyen kulak karşısında susmak iyisidir” demişler. Bir iktidarın cumhurbaşkanı olmasına YÖK karşı, yargı karşı, bir rivayete göre en azından 375 bin insan, bir rivayete göre bir milyon insan karşı. Bu insanların bir endişesi var, korkusu var. Bu endişe Türkiye Cumhuriyeti’nin ve bayrağın tehlikeye düşebileceği endişesidir. AKP ve danışmanları ise böyle bir endişeyi küçümsüyorlar. Hatırı sayılır bir vatandaş kesimi TC’nin geleceğinin ve Türkiye’nin birliğinin tehlikeye düşebileceğini ileri sürüyorlar. Milyonlarca vatandaş ve anayasanın iktidar kadar önemsediği devlet kurumları da bu endişeyi ifade ediyor. Tekrar ifade edelim: Anayasanın ortaya koyduğu şartlara göre AKP’nin kendi içinde bir cumhurbaşkanı çıkarmasına hiçbir engel yoktur. Hatta bir parti için bundan daha elverişli bir sayısal yeterlilik zor bulunabilir. Ancak devletin bir numaralı koltuğunda oturmak, hele Tayyip Bey gibi yakın geçmişi önüne konabilecek bir yığın dosya ile hesaplaşma durumunda olan bir kişi için o koltuk hem şahsı, hem partisi ve hem de millet için büyük sıkıntılara vesile olmayacak mıdır? Daha dün denilebilecek kadar yakın bir geçmişte Taliban liderlerinden Hikmetyar’ın dizi dibinde oturmakta beis görmemiş Tayip Bey’in; “ben değiştim, döndüm” demekle dışarıda ve içerde pek çok kimseyi ikna etmesi, inandırması kendi güvenirliği ve inandırıcılığı bakımından büyük bir zaaf olacaktır. Sadece kendisi için değil, Türkiye için de zaafolacaktır. Bir kısmı bizce malum ama bilmediğimiz pek çok bilgi ve belge Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne konmayacak mıdır? Bu siyasi ve diplomatik zaaf, aşılması imkansız bir uçurum gibi gözüküyor. Ama bunu geçelim.
Bir ara YÖK komitesi seslendirdi: “Şaibesiz bir cumhurbaşkanı seçilmelidir” dedi. Bu teklif öfke ve husumet duyguları içinde unutulmuş olabilir. Rakamların dili ne olursa olsun, sırtında geçmişinin şaibesi olan vicdanen, hukuken aklanmamış bir zatın seçilmesi, vicdanen, hukuken ülkenin siyasetten olduğu gibi dinden de ümidini azaltacaktır. Yukarıda söyledik; hikmet ve akl-ı selim ancak nasihat dinleyenler için yol göstericidir. Ama AKP, son derece gergin bir ortamda düşmanlık, gurur gibi duygulardan kendini arındırabilmeli, gerçekten ahlaki, bilimsel, hukuki uzlaşmayı arayabilmelidir. İnsanların akıl pazarına gittiklerinde yine kendi akıllarını beğenip satın aldıkları bilinmektedir. Kalabalıkları küçümsemenin yanında, kurumları adına mesleki kariyerlerini de tehlikeye sokacak şekilde endişelerini kamuoyu ile paylaşan anayasal kurumların temsilcilerinin sözleri bir anlam ifade etmiyorsa AKP için gerçekten tehlikeli yalnızlığın başladığını söyleyebiliriz. Hamasete ve demokrasi mücahitliğine soyunmadan akl-ı selim ile mutabakatı aramakta cidden fayda vardır. Bu gerçekleştirilemiyorsa cumhurbaşkanlığı için halkın oyuna başvurmak en salim yoldur. Sayın Erdoğan! İnanılsın veya inanılmasın, Sayın Erdoğan hakkında tutulmuş ve emsali de mahkumiyetle sonuçlanmış TC Savcıları’nca açılmış bir çok dava dosyası mevcuttur. Bunlar içinde emniyeti suistimal gibi yüz kızartıcı suçlar da mevcuttur. Sizin için önemli olan önce bu davalardan aklanmak olmalıdır Sayın Erdoğan! Yoksa şaibeli bir zatın o koltuğa oturması ile o şaibeler oturmaz. Şaibeler de unutulmaz! Ama siyaset ve Türkiye dindarlığı şaibe altında kalır! Bu şaibeye sebep olmamalısınız!
millet partisi bayrak yayinları
DİNK’İN CENAZESİ TÜRKİYE ALEYHİNE KULLANILIYOR! Bu sloganların nasıl bir karşılıklı öfkeyi ortaya çıkaracağını, bu kampanyayı belki miller ötesinden ayarlayan, düzenleyen beyinler bilmiyorlar mıydı? Bilmeseler oturdukları masalarda, koltuklarda oturmalarına izin verilir miydi? Bu sloganlar, uzun süreden beri Türkiye’nin sokulduğu, milli kimliğin hırpalanması, yıpratılması, mümkünse parçalanması kampanyasının bir parçası… Ve son derece tahrik edici cinayetin hemen sonrasından itibaren bir cadı avı başlatıldı. Suçlu belliydi, “Faşist Kemalist Diktatörlük.” Kötülenen eylem de, Hrant Dink’in katli değil, “soykırım”dı. Yani bu “tarihi insanlık suçunu işlemiş (!?) olan Türkiye suç işlemeye devam ediyordu?” Yani milyonlarca insan, bir soykırımı işlemiş olmakla suçlanıyor ve Türkiye’de yaşayan, kendi kanaatlerince on binlerce vatandaşımız, içlerinde Ermeni olmadıkları besbelli olan bir yığın insan “biz Hrant’ız, Ermeniyiz” diyebiliyorlardı. Kendi ülkelerini soykırımla suçluyor ve Ermeni olduklarını söyleyebiliyorlardı. Bu sözler kaçınılmaz olarak milli kimliğe bir itiraz ve saldırı olarak algılanacaktı. Bu kaçınılamazdı ve zaten amaç da buydu. Canlılar aleminin birinci yasası er veya geç harekete geçecekti. Canlı varlık kendi varlığına tehdit olarak nitelediği bütün tepkileri, sınırlamaları mutlaka cevaplandırır. Amipten insana tüm canlı varlık, öz nefsin, benliğin korunmasını sağlar. Yani bu sloganları yazıp, ya da yazdırıp, kitleyi tetikleyenler yani Dink’in cenazesini kullananlar milli bir tepkiyi istiyor ve bekliyorlardı…
Ve öylesine baskıcı, öylesine tehditkar bir grup oldular ki medya üzerinde estirilen bu terör karşısında kaçınılmaz itirazlar da görülmeye başladı. Fikir, vicdan ve kanaat hürriyeti üzerinde kurulmak istenen terörist baskıyı dile getirenlerden biri de Sayın Özkök’tü. Fransa’da başlayan ve dalga dalga pek çok ülkeyi içine almaya müsait, “Ermeni Soykırımı” iftirasının boğucu baskısının nerelere kadar uzandığını Sayın Başbakan da okusa iyi olur! (Peki biz adam değil miyiz? Hürriyet, 6.02.2007)
TÜRKİYE VE BÖLGE PSİKOLOJİK SAVAŞ İÇİNDE Zaten hazırlıklar da bu istikamette idi… Nitekim haftalar boyu zan altına alınmış bir Karadeniz ili rencide edilebildi… Derken soykırım iftirasını tekrarlayan, kendi milletini karalayan insanlara karşı duyulan öfke, zapt olunmaz ve kaçınılmaz olarak sahalarda da kendini göstermekte gecikmedi. Hırant’ın doğduğu vilayetimizin futbol takımının bile sataşmalara maruz kalması Türkiye’nin içine sürüklendiği psikolojik fırtınanın oluşturduğu dev dalgaların ne kadar zararlı olduğunu göstermeye yeter ve artar!
Millet Partisi, 1948 yılında Mareşal Fevzi Çakmak ve Osman Bölükbaşı'nın başını çektiği Demokrat Parti içinden muhalefet kanadının bir oluşumudur. Kurucuları, milletin iki siyasî seçeneğe sıkıştırılmış olduğunu ileri sürerek milliyetçi çizgiyle üçüncü bir seçenek sunmak istemiş, fakat daha ilk katıldıkları 1950 genel seçimlerde % 3.1 oy alarak sadece Osman Bölükbaşı milletvekili seçilebilmiş ve parti büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştır.
Demokrat Parti iktidarı döneminde, 1954 yılında resmen kapatılmıştır. Ardından, partinin kurucuları kısa bir süre sonra Osman Bölükbaşı'nın genel başkanlığında aynı yıl Cumhuriyetçi Millet Partisi'ni kurmuşlardır. 1958 yılında Türkiye Köylü Partisi'nin katılımıyla Cumhuriyetçi Millet Partisi, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi adıyla 1961 genel seçimlerinde % 14 oy alarak CHP ve AP'den sonra üçüncü parti olmuştur. 1962'de CKMP'nin ikiye bölünmesiyle Osman Bölükbaşı bu partiden ayrılarak Millet Partisi'ni ikinci defa kurmuştur.
1965 genel seçimlerinde 31, 1969 genel seçimlerinde de 6 milletvekilliği çıkaran Millet Partisi, 1972'de Osman Bölükbaşı'nın aktif siyasetten çekilmesiyle etkinliğini iyice azalttı. 1973 genel seçimlerinde milletvekilliği kazanamayan Millet Partisi, 1977'de kendini feshetti. 1984'te Aykut Edibali'nin kurduğu Islahatçı Demokrasi Partisi 1992 yılında Millet Partisi adını aldı.
İSTİYORUM ARTIK UÇ NOKTALARI BIRAKALIM. MİLLET PARTİSİNİ BİR KERED OLSA DUYALIM MÜÇADELECİ KİŞİLERLE TANIŞALIM CÜNKÜ MİLLET PARTİSİ SADECE SENİN DEĞİL GELECEĞİNİ GARİANTİ ALTIN A ALAVAK TEK PARTİDİR MUHAKKKAKİ BİR COK SORUNUMUZ OLABİLİR AMA BU ÜLKEYİ SİYASEY YÖNETİYORSA O ZAMAN İŞ BİZ GENCLEREDE DÜŞÜYOR GENCLER ÜZERİNDEN RANT SAĞLAMAK İSTEYEN ESKİMİŞ PARTİLER OLABİLİR AMA ARTIK MİLLET PARTİSİ ZAMANI GELMİŞ BULUNMAKTADIR MİLLET PARTİSNE SAHİP CIK YOKSA SAHİP CIKILACAK HALE DÜSECEKSİN BEN TÜM GENC ARKADAŞLARIMIN GÖZLERİNDEN ÖPÜYOR KENDİLERİNE İYİ BAKMALARI ZAMANLARINI BAŞA GECİRMEMESİNİ EN İÇTEN DİLEKLERİMLE DİLİYORUM ALLAHA EMANET OLUN KALIN SAĞLIVAKLA
Hiç bir partinin dürüstlüğüne ve dürüst görünmeye çalışmalarına güvenmiyoruz.
Artık Atatürk gibi bir Lider istiyoruz. Bugünkü tüm parti liderleri denenmiştir. İşte Ülkenin hali ortada ve çok açıktır, Ülkemize getirdikleri - götürdükleri yorumsuz ve net ve de gerçekler artık biz Vatandaşları üzmekte içimize acı vermektedir.
Tüm İller ve ilçelerde yine hangi Partiler olursa olsun Seçilecekler hep aynıdır. Sadece Milletvekilliğine kapak atıp zenginleşmeye ve Vatandaşın üzerinde otoriterleşmeye ve diğer gelişmeleri, servet kazanımlarını artık hepimiz görüyoruz yıllardır ve bıktık açıkçası bu tür her şeyden.
EVET Nasıl bir Meclis istiyoruz.
Üniversite Mezunu ve DÜRÜST, Sağlıklı Düşünen, Çalışkan, Ülkesine ve Vatandaşlarımıza Duyarlı Bireylerden oluşan bir Meclis İstiyoruz. Ülkemiz İnsanlarının hepsine değer verecek, Eğitim ve Öğrenime ve Çocuklarımıza ve Gençliğimize, Ülkemizde küçük büyük Üretim Yapan Birey’inden, Esnafından, Sanayicisine kadar hiç bir politik ayrım yapmadan, onları sadece bir VERGİ Metası gibi görmeyen ve Vergilerle Boğmayacak, Özel Tüketim Vergileri adı altında Vergi Aç gözlüğüne kapılmayacak, Vergileri Azaltıp Özel tüketim Vergilerinin hepsini kaldıracak, Bütçesini Ülkemiz İnsanlarının Kazançlarına Göz dikerek Ekonomi ayarlayan bir Hükümet İSTEMİYORUZ ARTIK. Devletin Kurumlarının Yük olanlarını özelleştirin, Bunun yükünü vatandaşın Kirasını zor ödediği Kiralarının, İşçinin maaşını zor ödediği esnafın, Aracını zorunlu ihtiyaçları için alıp taksitlerini zor ödediği, Vatandaşlarımızın üzerine bindirilen SOTOPAJ Vergileriyle, İşyerini, Tesisini, Küçük İşletmesini, Tiyatrosunu, zor ayakta tutmaya çalışanları VERGİ ve VERGİ FAİZLERİ ile ezen bir Hükümet ARTIK HİÇ İSTEMİYORUZ.
Tüm Partiler hanginizin Gücü ve Duyarlılığı Yetecekse Ülkemiz İnsanlarının üzerindeki BU VERGİLERİ ÇOK AZALTMAYA O ZAMAN GEÇİN HÜKÜMET OLARAK BU DEVLETİN BAŞINA. Üretimi Tarladan, Okullardan, Sanayilere kadar, bir İNCELEYİN, BAKIN NEDEN GERİYE GİDİYORUZ. İşte Kaldırmaya çalışmak için Engelleri, Çözmek için buradaki Sıkıntı vermeye başlayan Problemleri, GÜÇLENDİRMEK İÇİN EKONOMİK VE SOSYAL YAŞAMI, Vatandaşın gelir ve giderleri arasında ekonomik dengeler sağlıklı kurulup geçim sıkıntılarından artık üzülmeden, … İŞTE BUNLAR İÇİN BEYNİNİZ ÜRETECEK VE Ülkemizdeki ÜRETİMLERİ HER ALANDA DESTEKLEYECEK İSENİZ, Vatandaşın önüne Millet Vekili Adayı olarak çıkın. Kendi Rantlarınız için Yüce Meclise çıkmayı düşünmeyin. Bu Ülkemizin tüm İnsanları bu Ülkede Yaşamaktan Artık BOĞULMASIN istiyoruz. Her Yeni gelen Hükümet bu Ülkeye istikrar ve rahatlık getireceği yerde hep pahalılık getirmesinden, Yaşamı Biz Vatandaşlara sağlıksız ve geçim sıkıntılı yaşatmalarından, bunların Toplumsal değerlere kötü yansımasından artık Bıktık.
Bu gün her şeyi çok pahalı almaya ve günümüz İnsanının Kazançlarının çok üstünde yaşamaya itildik. Geçen Seçimlerde 20 Milyarlık evler, Şimdi 200 Milyar. Hangimizin Maaşı veya Kazancı 10 kat arttı. Devletin Arazilerine Yapılan evler, bir Gecekonduya en az 40-60 daire İnşaa edilirken, Nasıl Vatandaşlara 120Bin-YTL(en az 2+1)- 200-350Bin-YTL (Orta3+1) değerlerine ve üstelik bu az az yapılan binalar ucuz ev projeleri olarak satılmaktadır. Zor geçinmeye çalışan bir aile beton taksidine 72 ay nasıl gücü yetecek. Bu sadece kısa bir örnek. Fakat bu Acımasız şartlara getirilen Ülkemiz, Gelecek Türk Nesillerinin her geçen gün azalmasına neden olacaktır. Geçim sıkıntılarında bırakılan vatandaşları,, Aile yapılarının her geçen gün daha da bozulması, kendine, geleceğine güvensiz sağlıksız nesiller, kendi geçimini zor sağlayıp çocuksuz yaşamı seçmek zorunda bırakılan nesiller oluşmaya başlamıştır.
Bu yazdıklarımı okuyup sinirleri gerilenler olabilir, bunları yazdığım için bana tepki göstereceğinize, düşünün, ve etrafınıza duyarlı bir Kişi olarak bakın, Ben de sadece etrafımıza bakıp üzülerek, acılardan içimde sızı hissederek bunları yazdım. Artık Kimse Maskeli Yüzlerle Vatandaşların karşısına çıkmasın. NET ve DÜRÜST olsun kendini tüm aday göstermeye çalışanlar ve ya gösterenler.
Yıllarını bir ev Sahibi olabilmek için, İnsanca yaşayamadan dosdoğru beslenemeden, yiyip içemeden Beton Taksitlerine Maaşlarının çoğunu yatırarak
Küçültün Devletin harcamalarını, Bu Söz konusu her şeye ve Hepsine Önem ve değer verecek, Eğitimi Sosyal, Ekonomik ve Bilim - Teknoloji - Sanayileşme temel hedefleri ile Üretime yönelik geliştirecek, Çalışkan bir Meclis istiyoruz. Kendi çıkarlarına değil, Ülkemizin, Tüm İnsanlarımızın çıkarlarına çalışacak bir Meclis İSTİYORUZ.
ATATÜRK gibi bir Lider ve ONA Layık bir Meclis İstiyoruz. Böyle olmayanlar adaylıklarından istifa etsinler Lütfen.
ey türk milleti ne yi bekliyorusnuz oyunuzu gönül rahatlığı ile millet partisine verbilirsiniz artık birleşme zamanı uyanma zamanı 1971 yıllarında millatim uayn diye sokaklarda kaç kere söledim kulağını tıkadın hala ne beklersin ya ya şa şa şa millet millet cok yaş
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar BAŞ, ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli ile toplumun her kesiminin kalkınmasının modelini ortaya koymaktadır. Atatürkten sonra, Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde ilk defa bir lider yapacaklarını kitaplaştırıyor ve bunu gerek ülke içinde gerekse ülke dışında bilim adamlarının önüne koyuyor, hodri meydan diyor.
Ama insan yönetici olmak çok zor. Çünki onlar bileklerinin hakkı ile oraya gelirler, işin gereğini yaparlar.
Birinciler sanki yönettikleri yerin saç kesen baş kıranıdırlar. İkinciler yönettikleri yerin hakkını verirler, kibar ve naziktirler.
Siz diyelimki bir kurumun en üst yöneticiliğini yaptınız. Mesleğinizle ilgili kimseler eğitip bükülerek gelirler yanınıza. Cafcaflı sözler söylerler..
Bunlara inanmayın sakın. Yalandır söyledikleri. Çünki sizin konumunuzdan faydalanmaktır maksatları. Bir işim düşerse yaptırırım, ya da bana bir şey yapmasındır dertleri. Sizi sevdikleri için değildir sözleri.
Aradan zaman geçer.. Siz ordan gidersiniz.. Yine zaman geçer, o kişilerden biri yönetici olmuşlardır. Duyarsınız, onun size yaptıklarını hatırlarsınız ve vay beeeee !! dersiniz. Ve bu sizin içinizde kalır.
ip adresiniz [Your browser does not support IFRAME or is currently configured not to display frames. However, you may visit .]
Sitemizde 37 kategoride 1124 yazı 77454 defa okunmuştur. Seda AKARSU 2007
Yazılan yazılardan yazan kişi sorumludur. issizliksigortasi.org yönetimi hiç bir konu ve mesajlardan sorumlu değildir.