Ana sayfa

Favorilerinize ekleyin

Açılış sayfanız yapın

Kapsam

İşsizlik Fonu

İletişim      

Kategoriler
  - ABD (34)
  - Atatürk (33)
  - Askeriye (11)
  - Aşk & Sevgi (107)
  - Avrupa Birliği (4)
  - Demokrasi (17)
  - Eğitim (37)
  - Eğlence (16)
  - Emekli (8)
  - Fıkralar (75)
  - Genel (82)
  - Hikayeler (104)
  - Web Sitenizi Tanıtın (4)
  - İtiraf ediyorum (7)
  - İslam dünyası (30)
  - İşçi (4)
  - İş arayan (7)
  - İş veren (17)
  - Memur (1)
  - Müzik (24)
  - Moda (9)
  - Sanat (12)
  - Sağlık (89)
  - Siyaset (45)
  - Siyasi Partiler (14)
  - Spor (28)
  - Şiir (159)
  - Şikayet Ediyorum (6)
  - Tarih (79)
  - Televizyon (11)
  - Terör (5)
  - Teknoloji dünyası (15)
  - Turizm (5)
  - Tüketici (9)
  - Üretici (5)
  - Yeteneğiniz var mı? (1)
  - İşsizlik Sigortası (2)

Arama
Aranacak keilmeyi giriniz



En Çok Okunan 10
  - demokrasi nedir (5806)
  - Atatürk'ün Vatan Sevgisi Ve Milli Mücadele Anlayışı (1717)
  - 5D Turkguard alarm sistemleri (1550)
  - Hayat Televizyonu (1222)
  - Sanatçı kime denir, kimdir Sanatçı? (942)
  - Fuzuli'nin Hayatı (774)
  - SİTENİZİ TANITIN (773)
  - SAİT FAİK ABASIYANIK hayatı eserleri (735)
  - VİDEO (678)
  - Avrupa Birliğinde 301 endişesi (664)

En Son Eklenen 10
  - İşsizlik Sigortası (156)
  - İşsizlik Sigortası (74)
  - Sana İnat Yaşayacağım Bu Hayatı (51)
  - Aşık Olmadan Önce Düşün (58)
  - Sesli Şiir - Anladım (48)
  - [Video] Matrix Karate (60)
  - of of (63)
  - neden bizi sömürüyorsunuz (58)
  - Annem (62)
  - KANSER İLACI-- İHTİYACI OLAN BİRİ OLABİLİR (64)

Linkler
  - TC Kimlik numaranızı öğrenin
  - TC Vergi numaranızı öğrenin
  - Taşıt verginizi öğrenin
  - Emniyet Hizmetleri
  - Ticaret Bankası
  - Bilgi Deposu
  - Google
  - Herbalizm
  - Bitkisel uzman
  - Doktor herbalist

Günlük Burç
    GÜNLÜK  GAZETELER

 


 
İŞTE MUHTEŞEM YENİDEN MİLLİ MÜÇADELECİLER TARİH YAZIYOR

Hüseyin Gülerce ( 1950) 
 

1950 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde doğdu. İlkokulu Enez'de, ortaokulu Keşan'da bitirdi. Edirne Öğretmen Okulu'nda okudu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu'nu ve İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik-Matematik bölümünü bitirdi. İSTANBUL'DA 1969-1977 YILLARI ARASINDA YENİDEN MİLLİ MÜCADELE (YMM)DERGİSİNDE VE BAYRAK GAZETESİNDE MUHABİRLİK VE KÖŞE YAZARLIĞI YAPTI. Yalova Lisesi fizik öğretmenliği ve müdürlüğü ile Bursa Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Gülerce, yazarlığın yanı sıra Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmenliğinde de bulundu.

ESERİ:Türkiye'nin Kimlik Arayışı Marifet Y.



 

 
İŞTE MUHTEŞEM YENİDEN MİLLİ MÜÇADELECİLER ÇAĞRIMIZ SİZE
Ömer Ziya Belviranlı, 1946 yılında Konya’da doğdu. 1970’de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nden mezun oldu. 1970 yılında haftalık siyasi, kültürel muhtevalı YENİDEN MİLLİ MÜÇADELE  DERGİSİ(YMM)Nİçıkardı. BU DERGİDE 2 YIL BOYUNCA SÜREKLİ yazıları yayınlandı. 1983’de ANAP İstanbul Kurucu İl Sekreteri oldu. Marifet Yayınları’nı kurarak kültür hayatımıza seçkin eserler kazandırdı. Çeşitli dernek ve vakıflarda görev alan Belviranlı, organizatör kişiliğiyle her yıl bir çok etkinliğin gerçekleşmesini sağlamıştır.


 

 
MUHTEŞEM TÜRKİYE MİLLETLE GELİYOR İŞTE İSPATI

EY TÜRK İNSANI !!! NE BEKLİYORSUN ZAFER HAKKIN VE HAKKA İNANANLARIN DEĞİLMİ ? O ZAMAN GAYRET ZAMANI GÖREV ZAMANI!!! MUHTEŞEM TÜRKİYEYİ GÖNÜL GÖZÜNLE GÖRME ZAMANI  AŞAĞIDAKİ VİDEO MUHTEŞEM TÜRKİYENİN KURULUŞUNUN TEMEL TAŞLARI HADİ İYİ SEYİRLER

http://www.youtube.com/watch?v=OjYe0HWBxu0



 

 
BİR PARTİ VAR YURTTA ŞEREFLİ VE ASİL MİLLETİN KENDİSİ MİLLET PARTİSİ
MİLLİ DEMOKRATİK ÇAĞDAŞ PARTİLER DAİMİ KONSEYİ MİLLET PARTİSİNİN SAYIN BAŞKANI AYKUT EDİBALİ BAŞKANLIĞINDA DEVAM ETMEKTEREDİR.BÜTÜN VATAN MÜÇADELECİLERİ SAĞDA BÜYÜK BİR OLUŞUM EN KISA SÜREDE TAMALANACAKTIR .ALLAH HAYIR ETSİN BEKLEYİN VE GÖRÜN

 

 
MÜÇADELE DEVAM EDİYOR YAŞASIN MİLLİ MÜÇADELE
GELİN CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ İLE
BİRLİK, BARIŞ, KARDEŞLİK
GÜVEN VE HAYIR
YOLUNU AÇALIM!..

Türkiye bir süreden beri cumhurbaşkanlığı seçimini konuşuyor. Her ne kadar cumhurbaşkanlığı seçimi konusu çok öncelerden başlatılmış ise de cumhurbaşkanlığının süresinin dolmasına sayılı günlerin kaldığı bu günlerde neden cumhurbaşkanlığı tartışılıyor diye sormanın anlamı yok. Cumhurbaşkanlığı seçim takvimi Anayasa’ya uygun olarak Sayın Meclis Başkanı tarafından açıklandı. Bu takvim işlemeye başladı. Ancak sayıca önemli bir vatandaş topluluğunun AKP’nin bir cumhurbaşkanı seçmesi, özellikle Sayın Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesi konusunda ciddi kaygıları var. Bu kaygılarını, seçimlere çok az bir zaman kala yaptıkları mitingle dile getirdiler. Cumhurbaşkanlığı gibi yetkileri hiç de azımsanmayacak bir makama uygun bir adayın bulunması siyaset bakımından fevkalade önemlidir.

CUMHURBAŞKANLIĞI’NIN YETKİLERİ OLAĞANÜSTÜDÜR!..

Cumhurbaşkanının yetkilerini kısaca hatırlamakta fayda var: Cumhurbaşkanı yasamayla, yani kanun yapımıyla ilgili olarak, gerekli gördüğünde TBMM’ni her an toplantıya çağırabilir. Kanunları yayınlamak, anayasa değişikliğine ilişkin kanunları halkoyuna sunmak, kanunların anayasaya aykırılığı sebebiyle Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açmak, TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermek, milletlerarası anlaşmalara onay vermek ve yayınlamak, TBMM adına Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanlığı’nı temsil etmek, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar vermek, Genelkurmay
Başkanı’nı atamak, başkanlığında toplanan bakanlar kurulu kararlarıyla sıkı yönetim veya olağanüstü hal ilan etmek ve kanun gücünde kararname çıkarmak...

CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMI HALKIN TİRANI MI?
Böylesine geniş yetkilerle donatılmış, adeta rejimin emniyet supapı ve direksiyonu elinde bulunduracak bir makamı dolduracak kişinin görevlerinin çok ağır olduğu, adeta halk diktatörü seçildiği apaçıktır. Şüphesiz ki bu da Evren Anayasası’nın garabetlerindendir. Böylesine
bol kepçeden verilmiş yetkilerin parlamenter demokrasiyle bağdaştırılması çok zordur. Bu tür yetkiler olsa olsa yarıbaşkanlık
sisteminde görülebilir…

SORUMSUZ AMA YETKİLİ OLMAK DEMOKRATİK DEĞİL?
Talihin garip cilvesine bakınız ki, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesi, üniversite ve yüksek okul rekttörleri ve yargının temsilcileri, partiler arasında birinci sırayı işgal eden ama seçmen topluluğunun çeyreği ağırlığında bile desteği bulunmayan bir parti yönetimi ile ülkenin en önemli meselelerinde takip edilecek siyaset konusunda büyük bir uzlaşmazlık halindedirler. Ve söz konusu kurumların sözcüleri Sayın Erdoğan’ın adaylığı konusunda itirazlarını
dile getirmişlerdir. Mevcut anayasamıza göre seçimi olağanüstü derecede kolaylaştırılmış ve vasıfsız bir ekseriyet tarafından bile kolayca seçim imkanı hazırlanmış cumhurbaşkanlığı seçiminin teknik bakımdan hiçbir problem oluşturmayacağı açıktır.Çünkü mevcut anayasaya göre cumhurbaşkanı seçilmesi son derece açık, anlaşılabilir şartlara bağlanmıştır. Anayasanın 101, 102 ve 104. maddelerinde hangi şartlar altında nasıl seçileceği düzenlenmiştir. Özellikle 101 ve 102. maddelerinde düzenlenmiştir. 101. madde cumhurbaşkanı adaylarında aranacak özellikleri zikretmektedir. Bu özelliklere göre 40 yaşını dolduran ve TBMM üyesi seçilebilme özelliklerine sahip ve yüksek öğretim yapmış her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı cumhurbaşkanı seçilebilir.
KOLAY SEÇİM! VEYA SEÇİM KOLAY AMA…

102. madde, seçimin nasıl yapılacağını düzenlemektedir. 102. maddenin 2. ve 3. fıkralarına göre seçime başlama tarihindenitibaren cumhurbaşkanlığı seçimi 30 gün içinde sonuçlandırılmalıdır. Bu sürenin 11. gününden itibaren, en az 3’er gün arayla yapılacak oylamalarda sonuç alınması istenmektedir. Buna göre 1., 2., 3. oylamadan bahsedebiliriz. Son oylamada üye tam sayısının salt çoğunlluğunu sağlayan aday cumhurbaşkanı seçilecektir. Bu oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu (276) sağlanamadığı
takdirde 3. oylamada en çok oyu alan iki aday arasında oylama yapılır. Bu oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu bulunamadığı takdirde TBMM seçimleri yenilenir. Görülüyor ki bir iktidar 367 yani meclisin üye sayısının üçte ikisi gibi bir rakamı birinci oturumda bulamadığı takdirde ikinci veya üçüncü turda iktidar partisi içinden bir adayı cumhurbaşkanı yapma konusunda hiçbir sayısal engelle karşı
karşıya değildir. Ama sayısal ekseriyet yeter mi, yetmez mi? İşte bütün mesele de budur. Ana muhalefetin uzlaşma teklif veya şartı devletin kurumları tarafından da, YÖK, yargı ve siyasi parti temsilcileri
tarafından da belirtilmiştir. Bir kere daha belirtelim. Mevcut anayasamıza göre AKP’nin 354 milletvekilinin aralarından
bir cumhurbaşkanı çıkarması için hiçbir engel yoktur. Birinci turda 367 rakamına ulaşamazlarsa 2. veya 3. turda evveliyetle adi ekseriyetin arandığı 276 rakamına guruplarında bir çatlak patlak olmadığı
takdirde ulaşmalarında hiçbir engel yoktur. Aksi halde 4. turda da bu rakam bulunmazsa meclis seçimleri yenilenecektir. Seçimlerin yenilenmesine veya erken seçime AKP grubu nasıl bakacaktır. Seçimlerin zamanında yapılacağı Sayın Erdoğan tarafından açıklandığına göre bu ihtimalin de istenmediği söylenebilir. Bu itibarla AKP’nin 354 milletvekilinin bulunduğu bu meclisin 1. turda değilse bile
2. ve 3. turda bir cumhurbaşkanı seçmesine engel yok gibidir. Ancak cumhurbaşkanlığı koltuğu AKP için ve Türkiye için bir huzur ve mutluluk döneminin başlangıcı olmasını mı; yoksa siyasetin, dolayısıyla dinin, ahlakın ve hukukun can çekişmesini mi temsil edecektir. Evet anayasa şartları AKP siyasetçilerine “İşte koltuk! Buyur, otur!” Demektedir. Ama o koltuk ateşten bir koltuk veya gömlek mi olacaktır? Büyükler, “nasihati dinlemek istemeyen kulak karşısında susmak iyisidir” demişler. Bir iktidarın cumhurbaşkanı olmasına YÖK karşı, yargı karşı, bir rivayete göre en azından 375 bin insan, bir rivayete göre bir milyon insan karşı. Bu insanların bir endişesi var, korkusu var. Bu endişe Türkiye Cumhuriyeti’nin ve
bayrağın tehlikeye düşebileceği endişesidir. AKP ve danışmanları ise böyle bir endişeyi küçümsüyorlar. Hatırı sayılır bir vatandaş kesimi TC’nin geleceğinin ve Türkiye’nin birliğinin tehlikeye düşebileceğini ileri sürüyorlar. Milyonlarca vatandaş ve anayasanın iktidar kadar önemsediği devlet kurumları da bu endişeyi ifade ediyor. Tekrar ifade edelim: Anayasanın ortaya koyduğu şartlara göre AKP’nin kendi
içinde bir cumhurbaşkanı çıkarmasına hiçbir engel yoktur. Hatta bir parti için bundan daha elverişli bir sayısal yeterlilik zor bulunabilir. Ancak devletin bir numaralı koltuğunda oturmak, hele Tayyip Bey gibi yakın geçmişi önüne konabilecek bir yığın dosya ile hesaplaşma
durumunda olan bir kişi için o koltuk hem şahsı, hem partisi ve hem de millet için büyük sıkıntılara vesile olmayacak mıdır? Daha dün denilebilecek kadar yakın bir geçmişte Taliban liderlerinden Hikmetyar’ın dizi dibinde oturmakta beis görmemiş Tayip Bey’in; “ben değiştim, döndüm” demekle dışarıda ve içerde pek çok kimseyi ikna etmesi, inandırması kendi güvenirliği ve inandırıcılığı bakımından büyük bir zaaf olacaktır. Sadece kendisi için değil, Türkiye için de zaafolacaktır. Bir kısmı bizce malum ama bilmediğimiz pek çok bilgi ve belge Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne konmayacak mıdır? Bu siyasi ve diplomatik zaaf, aşılması imkansız bir uçurum gibi gözüküyor. Ama bunu geçelim.

Bir ara YÖK komitesi seslendirdi: “Şaibesiz bir cumhurbaşkanı seçilmelidir” dedi. Bu teklif öfke ve husumet duyguları içinde unutulmuş olabilir. Rakamların dili ne olursa olsun, sırtında geçmişinin şaibesi olan vicdanen, hukuken aklanmamış bir zatın seçilmesi, vicdanen, hukuken ülkenin siyasetten olduğu gibi dinden de ümidini azaltacaktır. Yukarıda söyledik; hikmet ve akl-ı selim ancak nasihat dinleyenler için yol göstericidir. Ama AKP, son derece gergin bir ortamda düşmanlık, gurur gibi duygulardan kendini arındırabilmeli,
gerçekten ahlaki, bilimsel, hukuki uzlaşmayı arayabilmelidir. İnsanların akıl pazarına gittiklerinde yine kendi akıllarını beğenip satın aldıkları bilinmektedir. Kalabalıkları küçümsemenin yanında,
kurumları adına mesleki kariyerlerini de tehlikeye sokacak şekilde endişelerini kamuoyu ile paylaşan anayasal kurumların temsilcilerinin sözleri bir anlam ifade etmiyorsa AKP için gerçekten tehlikeli yalnızlığın başladığını söyleyebiliriz. Hamasete ve demokrasi mücahitliğine soyunmadan akl-ı selim ile mutabakatı aramakta cidden fayda vardır. Bu gerçekleştirilemiyorsa cumhurbaşkanlığı için halkın oyuna başvurmak en salim yoldur. Sayın Erdoğan! İnanılsın veya inanılmasın, Sayın Erdoğan hakkında tutulmuş ve emsali de mahkumiyetle sonuçlanmış TC Savcıları’nca açılmış bir çok dava dosyası mevcuttur. Bunlar içinde emniyeti suistimal gibi yüz kızartıcı suçlar da mevcuttur. Sizin için önemli olan önce bu davalardan aklanmak olmalıdır Sayın Erdoğan! Yoksa şaibeli bir zatın o koltuğa oturması ile o şaibeler oturmaz. Şaibeler de unutulmaz! Ama siyaset ve Türkiye dindarlığı şaibe altında kalır! Bu şaibeye sebep olmamalısınız!

millet partisi bayrak yayinları



 

 
MİLLET İKTİDAR EDİBALİ BAŞBAKAN

DİNK’İN CENAZESİ TÜRKİYE ALEYHİNE KULLANILIYOR!
Bu sloganların nasıl bir karşılıklı öfkeyi ortaya çıkaracağını, bu kampanyayı belki miller ötesinden ayarlayan, düzenleyen beyinler bilmiyorlar mıydı? Bilmeseler oturdukları masalarda, koltuklarda oturmalarına izin verilir miydi? Bu sloganlar, uzun süreden beri Türkiye’nin sokulduğu, milli kimliğin hırpalanması, yıpratılması, mümkünse parçalanması kampanyasının bir parçası… Ve son derece tahrik edici cinayetin hemen sonrasından itibaren bir cadı avı başlatıldı. Suçlu belliydi, “Faşist Kemalist Diktatörlük.” Kötülenen eylem de, Hrant Dink’in katli değil, “soykırım”dı. Yani bu “tarihi insanlık suçunu işlemiş (!?) olan Türkiye suç işlemeye devam ediyordu?” Yani milyonlarca insan, bir soykırımı işlemiş olmakla suçlanıyor ve Türkiye’de yaşayan, kendi kanaatlerince on binlerce vatandaşımız, içlerinde Ermeni olmadıkları besbelli olan bir yığın insan “biz Hrant’ız, Ermeniyiz” diyebiliyorlardı. Kendi ülkelerini soykırımla suçluyor ve Ermeni olduklarını söyleyebiliyorlardı. Bu sözler kaçınılmaz olarak milli kimliğe bir itiraz ve saldırı olarak algılanacaktı. Bu kaçınılamazdı ve zaten amaç da buydu. Canlılar aleminin birinci yasası er veya geç harekete geçecekti. Canlı varlık kendi varlığına tehdit olarak nitelediği bütün tepkileri, sınırlamaları mutlaka cevaplandırır. Amipten insana tüm canlı varlık, öz nefsin, benliğin korunmasını sağlar. Yani bu sloganları yazıp, ya da yazdırıp, kitleyi tetikleyenler yani Dink’in cenazesini kullananlar milli bir tepkiyi istiyor ve bekliyorlardı…

Ve öylesine baskıcı, öylesine tehditkar bir grup oldular ki medya üzerinde estirilen bu terör karşısında kaçınılmaz itirazlar da görülmeye başladı. Fikir, vicdan ve kanaat hürriyeti üzerinde kurulmak istenen terörist baskıyı dile getirenlerden biri de Sayın Özkök’tü. Fransa’da başlayan ve dalga dalga pek çok ülkeyi içine almaya müsait, “Ermeni Soykırımı” iftirasının boğucu baskısının nerelere kadar uzandığını Sayın Başbakan da okusa iyi olur! (Peki biz adam değil miyiz? Hürriyet, 6.02.2007)

TÜRKİYE VE BÖLGE PSİKOLOJİK SAVAŞ İÇİNDE
Zaten hazırlıklar da bu istikamette idi… Nitekim haftalar boyu zan altına alınmış bir Karadeniz ili rencide edilebildi… Derken soykırım iftirasını tekrarlayan, kendi milletini karalayan insanlara karşı duyulan öfke, zapt olunmaz ve kaçınılmaz olarak sahalarda da kendini göstermekte gecikmedi. Hırant’ın doğduğu vilayetimizin futbol takımının bile sataşmalara maruz kalması Türkiye’nin içine sürüklendiği psikolojik fırtınanın oluşturduğu dev dalgaların ne kadar zararlı olduğunu göstermeye yeter ve artar!

Türkiye hasım derin devletlerin oluşturduğu, büyük bir psikolojik savaş fırtınasının içine düşmüş görünüyor. Böyle bir fırtına okyanusunda soğukkanlılığa ihtiyacımız var! Devlet gemisinin ve millet varlığının bu psikolojik savaş okyanusunun dev dalgalarıyla mücadele etmesini sağlayabilecek kapasitede bir iktidarın bulunmayışı hele kendi öz devleti ile kavgalı bir iktidarın bulunması talihsizliktir! Kendi devletlerine bütün derinliklerine ve ufuklarına sahip yönetimler, dünya devletlerinde bir süreden beri yönetimde. Kimisi dağılma sürecine girmiş bir imparatorluğu diriltmiş (Rus), kimisi dışlanmış bir imparatorluğu (Çin) süper güç haline getirmiş ama bizimki gibi kendi devleti ve halkının gerçek çıkarlarıyla kavgalı bir iktidar tam bir garabet ve Türkiye’nin problemi… Bu problemi acil olarak çözmeliyiz!

 

 
SİYASETİN KUTUP YILDIZI EDİBALİ
SİYASET GENÇLERDEN NE BEKLİYOR?
GENÇLER OY DEPOSU OLMAYACAK!
Sadece şu isteniyor! Oy atmaları, gerekirse vitrin süsü olmaları isteniyor! Daha fazla veya daha başka bir şey istenmiyor! Milletvekili seçilme yaşının 25’e indirilmesi ile bu yaş grubu da bir ölçüde temsil edilebilir. Yani gönüllenir. Yani siyasetin doğası olaylara ve sonuçlarına egemen olur!
Gençlerimiz, bu milletin gençleri sadece oy teknesi, malzeme ve araç olarak görülmeyi kabul etmemelidirler!
SİYASET VE SORUMLULUK
Onlar siyasette en azından oy veren bir vatandaş olarak kalsalar bile, oylarını kullanırken de sorumlu olduklarını unutmamalıdırlar! Bu sorumluluk insani, vicdani, ilahi ve milli bir sorumluktur. Verilecek bir tek oyun bile, bir felaket çırası veya rahmet damlası olması çok kuvvetle muhtemeldir! Hele zamanımızda verilecek her oy iyi veya kötü ile çok açık bir işbirliği olarak kabul edilmesi gerekir! Yani attığın her oy seni şerirlerin veya iyilerin ortağı haline getirir. Yani vereceğiniz her oyla ya şekavet, felaket simsarlarının ortağı, arkadaşı olursunuz, yahut hakkın, hayrın ve iyiliğin yoldaşı olursunuz! Yanlışınızı fark ettiğinizde, aldatılıp kandırıldığınızı anladığınızda…
YANLIŞ OYDAN PİŞMANLIK YETMEZ!
“Hay elim kırılsaydı da vermez olsaydım” diye pişman olmak yetmez! Bir oy vermek, basit bir iş değildir! Yaptığın her şeyden sorumlu olduğun gibi, attığın oydan, desteklediğin siyasi akımdan da sen sorumlusun.
Desteklediğin, razı olduğun bir partinin yaptığı tüm kötülüklerden, engel olmadığı çirkinliklerden sen sorumlusun! Yaptığı iyilik varsa elbette o iyiliklerden de sen vicdan huzuru duyabilirsin! Ne olacakmış ben sadece bir oy vermiştim diye işin içinden sıyrılamazsın! Ne buyurulmuştur: “Zerre miktarınca hayır işleyen hayır bulacak, zerre miktarınca şer işleyen de cezasını bulacaktır!” Bu tarihi ve insani gerçek o kadar açıktır ki bütün semavi dinlerin kitaplarında bakiyeler halinde mevcuttur ve tüm ilahi kitapları doğrulayan ve düzelten Şanlı Hazreti Kuran’da da bu ilahi hakikat pek çok ayeti celilede zikredilmiştir!
YAPTIĞIN ZERRE KADAR KÜÇÜK DE OLSA
-İYİ-KÖTÜ- KARŞILIĞINI BULACAKSIN
Kötü bir şeye sebep olan, doğan sosyal sıkıntıdan, zarardan sorumludur! Benzin istasyonunda çakmağını uluorta ateşleyen adam, çıkan patlamanın sorumlusudur! Eşkiyaya, haramzadeye yataklık eden, destek veren, yol gösteren doğacak tüm zararlardan sorumludur! Ve kaybolan mal, telef olan can, lekelenen iffet, ismet, namus sebebiyle mağdurların azabı, öfkesi, bedduası o suçluyu, yakar, telef eder! Bu söylediklerimizi, yani özellikle bir sorumluluk makamına gelmesinde katkıda bulunan her şahsın ne kadar sorumlu olduğunu gösteren Rahmet Peygamberi ve Peygamberlerin Rehberi ve Sonu, Allah’ın Resulü(SAV), Doğu Roma İmparatoru Heraklius’a gönderdiği davetnamede, imparatoru hakka ve kurtuluşa çağırırken, sorumluluğunu da belirtmişlerdir. Şanlı Peygamberimiz (SAV) mektubunda kralı Hakk’a ve cennete çağırırken “aksi halde bütün tebaasının günahlarından sorumlu tutulacağını” ihtar ediyordu! Ancak Heraklius, kalbi meyletmesine rağmen, yardımcıları ve ruhbanların itirazı ve tehdidi sebebiyle, İslam’ı ve kurtuluşu kabul ve ilan etme cesaretini bulamamıştı. İmparator sorumluğunu yerine getirememişti, halbuki tarihin seyrini değiştirmek fırsatı ona sunulmuştu! Ne yazık ki yararlanamadı ve kaybedenlerden oldu!
BİR TEK OYUN BİLE SORUMLULUĞU ÇOK BÜYÜK
Bir tek oyun bile sorumluğu böylesine büyük, böylesine ağır! Verilecek bir oyla bu ülkenin değil, tüm bölgenin acısına acı katmak, kanına ekmek doğramak veya huzur, mutluluk ve iyilik aşılamak mümkün! Bu da ancak hakkı verilmiş oylarla gerçekleşebilir! Peki hakkı verilmiş helal oylarla bir iktidar oluşturmak için oy nasıl olmalıdır! Çünkü oy vermekle sen dua ediyorsun, dilekçe sunuyorsun? Kime sunuyorsun? Ulu Yaradan’a! Diyorsun ki, “İşte şu listede bulunan siyasetçiyi tanıyorum, namusuna, ehliyetine kefilim! Memleketin, bölgenin namusuna, ırzına, şerefine, varlığına bu adamı, kadını ve arkadaşlarını layık görüyorum, kefilim, yaptıklarından da sorumluyum”!..
Şimdi bir oyun yüklediği sorumluluğun, o oy sebebiyle iktidara gelmesine katkıda bulunduğun partinin tüm yaptıklarından ve bu iktidar döneminde gerçekleşen bütün vebal, günah, cinayet, şekavet ve rezaletden başbakan kadar sen de sorumlu oluyorsun! Bunlar sadece oy vermenin sorumluğunun ne kadar önemli ve büyük olduğunu göstermeye yeter her halde! Bir de oy verme dışında başkalarını teşvik eden ve yönlendirenlerin sorumluluğunu düşünmek gerekir!


 

 
İMAN ET MÜÇADELE ET ZAFAR SENİNDİR

Millet Partisi, 1948 yılında Mareşal Fevzi Çakmak ve Osman Bölükbaşı'nın başını çektiği Demokrat Parti içinden muhalefet kanadının bir oluşumudur. Kurucuları, milletin iki siyasî seçeneğe sıkıştırılmış olduğunu ileri sürerek milliyetçi çizgiyle üçüncü bir seçenek sunmak istemiş, fakat daha ilk katıldıkları 1950 genel seçimlerde % 3.1 oy alarak sadece Osman Bölükbaşı milletvekili seçilebilmiş ve parti büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştır.

Demokrat Parti iktidarı döneminde, 1954 yılında resmen kapatılmıştır. Ardından, partinin kurucuları kısa bir süre sonra Osman Bölükbaşı'nın genel başkanlığında aynı yıl Cumhuriyetçi Millet Partisi'ni kurmuşlardır. 1958 yılında Türkiye Köylü Partisi'nin katılımıyla Cumhuriyetçi Millet Partisi, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi adıyla 1961 genel seçimlerinde % 14 oy alarak CHP ve AP'den sonra üçüncü parti olmuştur. 1962'de CKMP'nin ikiye bölünmesiyle Osman Bölükbaşı bu partiden ayrılarak Millet Partisi'ni ikinci defa kurmuştur.

1965 genel seçimlerinde 31, 1969 genel seçimlerinde de 6 milletvekilliği çıkaran Millet Partisi, 1972'de Osman Bölükbaşı'nın aktif siyasetten çekilmesiyle etkinliğini iyice azalttı. 1973 genel seçimlerinde milletvekilliği kazanamayan Millet Partisi, 1977'de kendini feshetti. 1984'te Aykut Edibali'nin kurduğu Islahatçı Demokrasi Partisi 1992 yılında Millet Partisi adını aldı.




 

 
GELECEK MİLLET İLE DAHA GÜZEL OLACAK

İSTİYORUM ARTIK UÇ NOKTALARI BIRAKALIM. MİLLET PARTİSİNİ BİR KERED OLSA DUYALIM MÜÇADELECİ KİŞİLERLE TANIŞALIM  CÜNKÜ MİLLET PARTİSİ SADECE SENİN DEĞİL GELECEĞİNİ GARİANTİ ALTIN A ALAVAK TEK PARTİDİR MUHAKKKAKİ BİR COK SORUNUMUZ OLABİLİR  AMA BU ÜLKEYİ SİYASEY YÖNETİYORSA O ZAMAN İŞ BİZ GENCLEREDE DÜŞÜYOR GENCLER ÜZERİNDEN RANT SAĞLAMAK İSTEYEN ESKİMİŞ PARTİLER OLABİLİR  AMA ARTIK MİLLET PARTİSİ ZAMANI GELMİŞ BULUNMAKTADIR MİLLET PARTİSNE SAHİP CIK YOKSA SAHİP CIKILACAK HALE DÜSECEKSİN  BEN TÜM GENC ARKADAŞLARIMIN GÖZLERİNDEN ÖPÜYOR KENDİLERİNE İYİ BAKMALARI ZAMANLARINI BAŞA GECİRMEMESİNİ EN İÇTEN DİLEKLERİMLE DİLİYORUM ALLAHA EMANET OLUN KALIN SAĞLIVAKLA



 

 
ATATÜRK Gibi Bir Lider Ve ONA Layık Bir Meclis İstiyoruz.

Hiç bir partinin dürüstlüğüne ve dürüst görünmeye çalışmalarına güvenmiyoruz.

Artık Atatürk gibi bir Lider istiyoruz. Bugünkü tüm parti liderleri denenmiştir. İşte Ülkenin hali ortada ve çok açıktır, Ülkemize getirdikleri - götürdükleri yorumsuz ve net ve de gerçekler artık biz Vatandaşları üzmekte içimize acı vermektedir.

Tüm İller ve ilçelerde yine hangi Partiler olursa olsun Seçilecekler hep aynıdır. Sadece Milletvekilliğine kapak atıp zenginleşmeye ve Vatandaşın üzerinde otoriterleşmeye ve diğer gelişmeleri, servet kazanımlarını artık hepimiz görüyoruz yıllardır ve bıktık açıkçası bu tür her şeyden.

EVET Nasıl bir Meclis istiyoruz.

Üniversite Mezunu ve DÜRÜST, Sağlıklı Düşünen, Çalışkan, Ülkesine ve Vatandaşlarımıza Duyarlı Bireylerden oluşan bir Meclis İstiyoruz. Ülkemiz İnsanlarının hepsine değer verecek, Eğitim ve Öğrenime ve Çocuklarımıza ve Gençliğimize, Ülkemizde küçük büyük Üretim Yapan Birey’inden, Esnafından, Sanayicisine kadar hiç bir politik ayrım yapmadan, onları sadece bir VERGİ Metası gibi görmeyen ve Vergilerle Boğmayacak, Özel Tüketim Vergileri adı altında Vergi Aç gözlüğüne kapılmayacak, Vergileri Azaltıp Özel tüketim Vergilerinin hepsini kaldıracak, Bütçesini Ülkemiz İnsanlarının Kazançlarına Göz dikerek Ekonomi ayarlayan bir Hükümet İSTEMİYORUZ ARTIK. Devletin Kurumlarının Yük olanlarını özelleştirin, Bunun yükünü vatandaşın Kirasını zor ödediği Kiralarının, İşçinin maaşını zor ödediği esnafın, Aracını zorunlu ihtiyaçları için alıp taksitlerini zor ödediği, Vatandaşlarımızın üzerine bindirilen SOTOPAJ Vergileriyle, İşyerini, Tesisini, Küçük İşletmesini, Tiyatrosunu,  zor ayakta tutmaya çalışanları VERGİ ve VERGİ FAİZLERİ ile ezen bir Hükümet ARTIK HİÇ İSTEMİYORUZ. 

Tüm Partiler hanginizin Gücü ve Duyarlılığı Yetecekse Ülkemiz İnsanlarının üzerindeki BU VERGİLERİ ÇOK AZALTMAYA O ZAMAN GEÇİN HÜKÜMET OLARAK BU DEVLETİN BAŞINA. Üretimi Tarladan, Okullardan, Sanayilere kadar, bir İNCELEYİN, BAKIN NEDEN GERİYE GİDİYORUZ. İşte Kaldırmaya çalışmak için Engelleri, Çözmek için buradaki Sıkıntı vermeye başlayan Problemleri, GÜÇLENDİRMEK İÇİN EKONOMİK VE SOSYAL YAŞAMI, Vatandaşın gelir ve giderleri arasında ekonomik dengeler sağlıklı kurulup geçim sıkıntılarından artık üzülmeden, … İŞTE BUNLAR İÇİN BEYNİNİZ ÜRETECEK VE Ülkemizdeki ÜRETİMLERİ HER ALANDA DESTEKLEYECEK İSENİZ, Vatandaşın önüne Millet Vekili Adayı olarak çıkın. Kendi Rantlarınız için Yüce Meclise çıkmayı düşünmeyin. Bu Ülkemizin tüm İnsanları bu Ülkede Yaşamaktan Artık BOĞULMASIN istiyoruz.  Her Yeni gelen Hükümet bu Ülkeye istikrar ve rahatlık getireceği yerde hep pahalılık getirmesinden, Yaşamı Biz Vatandaşlara sağlıksız ve geçim sıkıntılı yaşatmalarından, bunların Toplumsal değerlere kötü yansımasından artık Bıktık.

Bu gün her şeyi çok pahalı almaya ve günümüz İnsanının Kazançlarının çok üstünde yaşamaya itildik. Geçen Seçimlerde 20 Milyarlık evler, Şimdi 200 Milyar. Hangimizin Maaşı veya Kazancı 10 kat arttı. Devletin Arazilerine Yapılan evler, bir Gecekonduya en az 40-60 daire İnşaa edilirken, Nasıl Vatandaşlara 120Bin-YTL(en az  2+1)- 200-350Bin-YTL (Orta3+1) değerlerine ve üstelik bu az az yapılan binalar ucuz ev projeleri olarak satılmaktadır. Zor geçinmeye çalışan bir aile beton taksidine 72 ay nasıl gücü yetecek. Bu sadece kısa bir örnek. Fakat bu Acımasız şartlara getirilen Ülkemiz, Gelecek Türk Nesillerinin her geçen gün azalmasına neden olacaktır. Geçim sıkıntılarında bırakılan vatandaşları,, Aile yapılarının her geçen gün daha da bozulması, kendine, geleceğine güvensiz sağlıksız nesiller, kendi geçimini zor sağlayıp çocuksuz yaşamı seçmek zorunda bırakılan nesiller oluşmaya başlamıştır.  

Bu yazdıklarımı okuyup sinirleri gerilenler olabilir, bunları yazdığım için bana tepki göstereceğinize, düşünün, ve etrafınıza duyarlı bir Kişi olarak bakın, Ben de sadece etrafımıza bakıp üzülerek, acılardan içimde sızı hissederek bunları yazdım. Artık Kimse Maskeli Yüzlerle Vatandaşların karşısına çıkmasın. NET ve DÜRÜST olsun kendini tüm aday göstermeye çalışanlar ve ya gösterenler.

 Yıllarını bir ev Sahibi olabilmek için, İnsanca yaşayamadan dosdoğru beslenemeden, yiyip içemeden Beton Taksitlerine Maaşlarının çoğunu yatırarak  

Küçültün Devletin harcamalarını, Bu Söz konusu her şeye ve Hepsine Önem ve değer verecek, Eğitimi Sosyal, Ekonomik ve Bilim - Teknoloji - Sanayileşme temel hedefleri ile Üretime yönelik  geliştirecek, Çalışkan bir Meclis istiyoruz. Kendi çıkarlarına değil, Ülkemizin, Tüm İnsanlarımızın çıkarlarına çalışacak bir Meclis İSTİYORUZ.

ATATÜRK gibi bir Lider ve ONA Layık bir Meclis İstiyoruz. Böyle olmayanlar adaylıklarından istifa etsinler Lütfen.

 



 

 
Millet Partisi Milletin Sesi

ey türk milleti ne yi bekliyorusnuz  oyunuzu gönül rahatlığı ile millet partisine verbilirsiniz artık birleşme zamanı uyanma zamanı  1971 yıllarında millatim uayn diye sokaklarda kaç kere söledim kulağını tıkadın hala ne beklersin ya  ya şa şa şa millet millet cok yaş

 



 

 
İş Aş Bu Sefer Haydar Baş !

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar BAŞ, ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli ile toplumun her kesiminin kalkınmasının modelini ortaya koymaktadır. Atatürkten sonra, Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde ilk defa bir lider yapacaklarını kitaplaştırıyor ve bunu gerek ülke içinde gerekse ülke dışında bilim adamlarının önüne koyuyor, hodri meydan diyor.

 



 

 
BİR GÜN ORDAN KALKACAKSINIZ
 Günümüzde yönetici olmak çok kolay.. Siyasilere yakın durursunuz, bir makam kaparsınız, siyasi yönetici oluverirsiniz. 

            Ama insan yönetici olmak çok zor. Çünki onlar bileklerinin hakkı ile oraya gelirler, işin gereğini yaparlar.

            Birinciler sanki yönettikleri yerin saç kesen baş kıranıdırlar. İkinciler  yönettikleri yerin hakkını verirler, kibar ve naziktirler.

            Siz  diyelimki bir kurumun en üst yöneticiliğini yaptınız. Mesleğinizle ilgili kimseler  eğitip bükülerek gelirler yanınıza. Cafcaflı sözler söylerler..

            Bunlara inanmayın sakın. Yalandır söyledikleri. Çünki sizin konumunuzdan faydalanmaktır maksatları. Bir işim düşerse yaptırırım, ya da bana bir şey yapmasındır dertleri. Sizi sevdikleri için değildir sözleri.

            Aradan zaman geçer.. Siz ordan gidersiniz.. Yine zaman geçer, o kişilerden biri  yönetici olmuşlardır. Duyarsınız, onun size yaptıklarını hatırlarsınız ve vay beeeee !! dersiniz. Ve bu sizin içinizde kalır.



 

 
BAHİSE GİREN VAR MI?
CHP %10 BARAJINI BİLE AŞAMAYACAKTIR!

 

<< Geri  [1] İleri >>

 
 

ip adresiniz  

      

Sitemizde 37 kategoride 1124 yazı 77454 defa okunmuştur.   Seda AKARSU 2007

Yazılan yazılardan yazan kişi sorumludur. issizliksigortasi.org yönetimi hiç bir konu ve mesajlardan sorumlu değildir.